Kargaşanın Tam Ortasında – John Updike

John Updike’ın Tavşan Kaç ve Tavşan Dibe Vurdu adlı romanları hakkında

John Updike’ın ‘Tavşan’ serisi Soğuk Savaş yıllarının Amerika’sından genç bir adamın hikâyesi olarak başlıyor. ‘Tavşan’ lakaplı Harry Angstrom’ın sıradan biri sayılmasa da, Amerikan toplumunun vasatını temsil ettiği söylenebilir. Aslında ilk bakışta hayli sıradan biri gibi görünüyor Tavşan. Evli, bir çocuklu, ikincisi yolda, mutfak bıçağı pazarlıyor, eşi mutsuz ve alkol bağımlısı olmak üzere. Onu sıra dışı yapan lise yılları boyunca gelecek vaat eden bir basketbolcu oluşu. Bir yıldız adayıyken basketbolu bırakmış, peşinden çevresine yaydığı ışık sönmüş, sadece pırıltılı hatıralar kalmış. Yine de o yılların izi, etkisi sürüyordur üzerinde. Seyircilerin coşkulu alkışlarının benzerini bekliyordur hayatındaki insanlardan, ama artık sahada olmadığı ve uzaklardan attığı şutlarla sayı yapamadığı için alkışlayan kalmamıştır.
Tavşan Kaç’ın girişinde Harry bir akşam oğlunu kayınvalidesinden almaya giderken vazgeçip kendini yollara vurur. Daha sonraları şöyle anlatır o akşamı: “Bir baktım, bütün hayatım onu getir bunu götürle ve onun yarattığı ardı arkası gelmeyen karışıklığı toparlamaya çalışmakla geçiyor. (…) Derken birden, kurtuluşun aslında hiç de zor olmadığını dank etti kafam, yapmam gereken tek şey çekip gitmekti ve çok kötü ama pek kolay oldu bu.”
Kaçmak kolay olmuşsa da, bunu sürdürmek o kadar kolay değildir, bu nedenle geri gelir, uzaklara gidemez. Eşiyle oğlunun yanına değilse de yaşadığı şehre döner, rastlantıyla tanıştığı başka bir kadınla birlikte yaşamaya başlar. Ne giderken berraktır kafası ne dönerken; düşünülmüş, tartılmış kararlarla hareket etmez. Eşinin yanına dönmemiş olması da “tek bildiği şey olan duygularının” onu dönmekten alıkoymasındandır. Bütün bu neredeyse içgüdüsel davranışlarının altında yatan ruh halini, kişilik yapısını roman ilerledikçe kavramaya başlarız. Gerek eve döndürebilmek için onunla arkadaşlık etmeye başlayan rahip Eccles’le, gerekse sevgilisi Ruth’la ilişkisinde sevilmek isteğinin, başarma arzusunun onu yönlendirdiğini görürüz. Annesi, Harry’nin tanımıyla, insanı kendisinden nefret ettirme konusunda hayli başarılı biridir, ama oğlunu olduğu gibi kabul eden tek kişi de odur. (Basketbol seyircileri gibi, kimi zaman sert biçimde eleştiriyor olsa da, oğluna hayrandır.) Başkalarından da bunu bekleyen Harry, basketbol oynadığı yıllarda duyduğu coşkuyu, mutluluğu yeniden duymak istiyordur. Yaşadığı toplumun yaygın başarma arzusu eğitiminden o da geçmiştir.
DIŞI PIRILTILI İÇİ KOF
Tavşan’ın psikolojisi roman ilerledikçe daha açık seçik görülmeye başlıyor. Girdiği ikilem ve gerilimlerden çıkış (çoğu kez kaçış) yolu, öfkelendiğinde ya da sevindiğinde söyledikleri, içinden geçenler, karşısındakilerin onun hakkındaki yargıları; bütün bunlar bir araya geldiğinde bir erkeğin iç dünyasına dair hayli şey seriliyor önümüze, somut bir kişilik olarak Harry’i daha yakından tanıyoruz. Öte yandan bu adam hakkında mutlak anlamda olumlu ya da olumsuz bir değerlendirme yapmak da çok mümkün değil. Bayan Smith’in “Senin verdiğin şey bu işte Harry: hayat,” dediği bu genç adama, terk ettiği sevgilisi, “Birden çok açık ve net göründün gözüme. Bizzat Ölüm’sün sen. Yalnızca bir hiç değil, hiçten de beter bir şeysin,” demektedir.
Updike, roman kahramanlarının birbirleri hakkındaki duygu ve düşüncelerini açıkça ifade edebilecekleri gerilim anları yaratıp onları konuşturarak romanın kurgusunu aksatmadan karakterleri daha yakından tanımamızı sağlıyor. Yine de Harry hakkında bütünlüklü bir yargıya ulaşamıyoruz. Bunun nedeni Harry’nin bütünlüğünü yitirmiş biri olması kuşkusuz. Öte yandan roman ilerledikçe bu adamı yaratan toplumsal yapıyı ve değerler dünyasını da kavrıyoruz. Bütün dünyaya hâkim olmuş tüketim ve rekabet toplumunun dayattığı hayat tarzının gencecik insanların yaşam enerjilerini nasıl yok ettiğini; inançları, karakterleri, cinsiyetleri vs farklı da olsa, hemen herkesi onlara sunduğu dışı pırıltılı içi kof hayata benzeyen varlıklara dönüştürdüğünü görüyoruz.
SIRA DIŞI BİR TUTUCU
Serinin ikinci kitabı Tavşan Dibe Vurdu, ilk kitaptan on yıl sonrasında geçiyor. Harry, eşi ve oğluna dönmüştür, artık mutfak eşyası satmıyor, babasıyla birlikte bir matbaada çalışıyordur. Dünyayı kasıp kavuran Vietnam Savaşı ve 68 olaylarını uzaktan izleyen, savaşın gerekliliğini savunan tutucu bir orta yaşlı adamdır artık. Bu kez evi terk eden Tavşan’ın eşi Janice olur. Tavşan, önceki romandan da aşina olduğumuz tepkisizliği içerisindedir. Herkesin ondan bir şey yapmasını, bir şey söylemesini istediği yer ve zamanda sessiz kalıp tepki vermeyerek tavır almaktadır. Onu böyle yapmaya iten bu kez de derinden derine sezdikleridir. Eşinin gitmesinden önceki hayatı da tatsızdır ve yıllar geçtikçe tatlanacağı, bir şeye benzeyeceği yoktur. Bunun farkındadır, bu nedenle Janice’in onu terk etmesi, bir yandan egosunu sarsmış olsa da, bir değişim ya da yenilik fırsatıdır. Kaldı ki on yıl önce yaşananlar onda sahip çıkacağı bir ego da bırakmamış gibidir.
Ateşli bir savaş savunucusudur Harry. Kendini savunmayı bırakmışken, yaşadığı ülkeye ve sahip olduğu değerlere zarar vereceğini düşündüğü ‘düşman’lara karşı savaşı tek çare görmektedir. Siyahilerin verdikleri mücadeleler sonucunda toplum hayatında kazandıkları haklardan da şikâyetçidir. Her türlü ırkçı önyargı Harry’nin kişiliğinde yeşerip boy atacak uygun toprağı bulmuştur.
Yine de bütün vasatlığının yanında sıradan biri değildir. Hayat bu kez karşısına evden kaçmış zengin bir ailenin on sekiz yaşındaki beyaz kızı Jill ile siyahi bir kanun kaçağı Skeeter’ı çıkarır. Bu ikisi, Harry’nin oğluyla birlikte yaşadığı eve yerleşirler. Tartıştıkları sıralarda Skeeter’a karşı savunduğu yaşam tarzına sahip komşularının ahlaksızca olduğunu düşünecekleri bir hayat sürmeye başlarlar. Adeta komünal bir hayat vardır evde. Harry’nin çok da farkında olmadan eksikliğini duyup aradığı heyecan, tartışma, belki kendini gösterme fırsatıdır bu. Harry yine tepki vermeyerek tavır almaktadır çoğu kez. Yaptıklarından ve yapmadıklarından çok zaman pişman olsa da, başka türlü davranamamaktadır. Skeeter da, kız da onu farklı biçimlerde etkilemektedirler. Kız, sahip olamadığı zenginlikleri, yitip giden gençliğini, özgür ruhu temsil etmektedir. Skeeter da sahip olamadığı cüreti, cesareti, kudreti.
Harry’nin on üç on dört yaşındaki oğlunu tehlikeye attığını bilmesine karşın evdeki konukları göndermemesinin bir nedeninin de oğluyla ilgili olduğunu sezeriz. Ait olduğu sınıf ve hayat tarzı oğlanın karşısına böyle bir imkân çıkmayacaktır ve giderek solan bir hayatı olacaktır onun da – milyonlarca benzeri gibi. Evdeki yeni hayatın, Skeeter ve Jill’le geceler boyu yaptıkları siyasi tartışmaların, içerdiği bütün risklerle birlikte önceki sıkıcı hayat kadar riskli olmadığını seziyordur Tavşan. Hiçbir şey olmamasından, hiçbir şeyin değişmemesinden daha riskli ne olabilir hayatta!
GÜNDELİK HAYATTA KARGAŞA
Tavşan Dibe Vurdu’da altmışlı yılların sonunda Amerikan toplumunda yaşanan değişimin pek çok görünümüne dolaylı olarak değiniliyor. Öğrenci ayaklanmalarını da, Vietnam savaşını da televizyondan takip edenlerin kendi hayatlarında yaşanan, ama farkında olmadıkları bir değişim bu: Zihinlerde ve gündelik hayatlarda değişenler ve değişmeyenler. Tutuculuğun aldığı yeni haller. “Biz hiç ırkçı değiliz, zenci arkadaşlarımız var hatta” diyenlerin ırkçılığı. Harry “Tavşan” Angstrom, çoğu kez aklıyla davranmadığı için (Tavşan Kaç’ta rahip Eccles, onun “probleminin duygusal boşluktan çok kontrolsüz yoğun duygu olduğu”nu söyler) bütün bu çalkantılara birinci elden tanık olmak durumunda kalır. Bütün bu yaşadıkları şunu kavramasını sağlar. Kendisi gibi kargaşadan korkanlar da, Skeeter gibi kargaşayı gelecekteki güzel günlerin olmazsa olmaz şartı olarak görenler de yanılıyorlardır. “Kargaşa genelde işleyen şeylere ait sınırlı bir görüştür” Harry’e göre. İşleyen bir şey yoktur aslında; dolayısıyla hayırlı ya da hayırsız bir kargaşadan söz edilemez. Kargaşa gündelik hayatın ortasında, insanların zihinlerinin içerisindedir.
Tavşan serisi yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki ABD toplumunda geçiyor, ama dünyanın tamamı tektipleştikçe bu kitaplar da küreselleşiyor, bizim hikâyemize dönüşüyor. Tavşan serisinin Türkçede henüz yayınlanmayan ve Updike’a iki kez Pulitzer kazandıran öbür kitaplarını merakla bekliyoruz.

(Taraf Kitap‘ın 17 Eylül 2011 tarihli 8. sayısında yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s