“İsmin -De Halini Bilmem de İnsanın -Ben Hali Pek Fenaymış” – Kerem Işık

Kerem Işık’ın Toplum Böceği adlı öykü kitabı hakkında

Kerem Işık, Toplum Böceği’nde küçük dozlarda aldığımız ‘modern gündelik hayat zehri’nin dozunun artması halinde başımıza neler gelebileceğini gösteren öyküler anlatıyor. Abartıya ve olguların ardındaki mantığı en uç noktalarına taşımaya dayanan ironileriyle bu öyküler, farkında olmadan aldığımız bu zehrin ne menem bir şey olduğunu görmemize de imkân sağlıyor. “İş Mi Bu ŞiBuMi” adlı öyküde küresel bir şirketin satın alma bölümünde çalışan öykü kişisini kendi ağzından tanıyoruz. Bir küresel şirket parodisi olarak okunabilecek bu öyküde şirketin iç işleyişinin anlatıldığı bölümler abartılı bulunabilir, ama şirketin kârını nasıl artırdığı ve bunu temin etmek için nelerin göze alındığı gibi konular söz konusu olduğunda hayli gerçekçi bir metinle karşı karşıyayız. Şirketin yönetimiyle ilgili olarak anlatılanlar da bütünüyle hayal mahsulü değil. Kerem Işık bu bölümlerde gerçekliği daha açık seçik görebilmemiz için abartıdan yararlanmış olsa da, şirket sahibinin icat ettiği, şirket çalışanlarına özgü bir dilin varlığından söz etmek o kadar abartılı bir şey olmasa gerek. Şirketler dünyasının bir dolu kavramı iğdiş edip emeğin ve doğanın sömürüsünü yenilir yutulur bir şey haline getirmeye çalıştığı dünyada, Işık’ın kurmacası ancak bu olgunun ardındaki mantığın en uç noktalara götürülmesi olarak tanımlanabilir ancak. Aynı durum şirket yönetiminin çalışanların zamanına hâkim olabilmek ya da onları motive etmek için bulduğu çözümler için de geçerli.

Bize bu şirkette olan biteni bütün açıklığıyla aktaran anlatıcı bunların hepsini biliyor olmasına karşın hiçbir şey yapmıyor ya da yapmamayı yeğliyor.  Çok iyi bildiğimiz, bize çok tanıdık gelecek bir önermeye dayanıyor: “Bu bir iş ve birileri bu işi yapmak zorunda.” Hakkını vermek lazım; ilk zamanlar şirketin öbür çalışanları kadar sinik değildir. Çalıştığı küresel şirketin satın aldığı yerel şirketlerdeki işçilerin büyük bölümünün kısa sürede işsiz kalacak olması canını yakmaktadır. Zamanla duruşu, hisleri değişir. “Çok daha iyi şartlarda çalışacaklarını düşünen işçilerin acınacak hallerini görmediği için her şey bir oyun gibi gelmeye başla[r.]”

HER ŞEYİ BİL, KENDİNİ BİLME

Şirket emeğiyle birlikte zamanını da satın aldığı için, “dış dünyadan bağımsız bir zaman diliminde yaşıyor, acil durum ve toplantı çağrılarının yönlendirdiği bir başka evrende soluk alıp veriyordu[r.]” “Robotlaştığının” ve “daha derine batmakta olduğunun” da farkındadır, bize bu öyküyü anlatabiliyor olması, hiç değilse kendisine dışarıdan bakabildiğinin, ne olup bittiği ve kendisinin neye dönüştüğünü bildiğinin kanıtıdır. Başlarda şirkete bağlılığı imzaladığı iş sözleşmesinin ağır koşullarına dayanıyorken, bir zaman sonra bu sözleşmenin süresinin bitip bitmediğini, yenisini imzalayıp imzalamadığını bile bilemez hale gelmiştir. Bunların bir önemi de kalmamıştır, çünkü başka türlü olabileceğine inancı yoktur artık. Başlarda sığındığı, “bu bir iş ve birileri bu işi yapmak zorunda” önermesinin gücü bu noktada daha da açıklık kazanır. Şirket, onun yaptıklarını herhangi bir başkasının yapabileceğini her an hatırlatıp kendi varlığını önemsiz hissetmesini sağlayarak sımsıkı bağlamıştır. Suçluluk duymasını gerektirmeyecek denli önemsiz bir ayrıntıdan başka bir anlamı yoktur şirketteki varlığının. Bütün mekanizmayı bilmesinde de bir sakınca yoktur, yeter ki kendisini bilmesin. Kerem Işık’ın öyküsü alttan bunu duyuruyor kanımca. Büyük yapıların, dünyanın nasıl işlediğini bilip bunu anlatmanın hiçbir önemi yok belki de, bu mekanizmadaki kendi dahlimizi sorun etmiyor, bunu sorgulamıyorsak.

Kerem Işık’ın “Bir Ergenlik Dönemi Tragedyası” ve “Bir İsyanın Anatomisi” adlı öykülerinde ise akademik dünyanın ve bürokrasinin parodileriyle karşılaşıyoruz. Bürokrasi, malum, toplum hayatında bir şeylerin yolunda gitmediği saptandığında yasal düzenlemeler yoluyla çözüm getirilebileceği varsayımından alır varlık nedenini. Bu varsayımın geçerliliği konusunda da kimi zaman akademi ile işbirliği içerisine girer.  Normlar yaratarak ve eğitim sayesinde her şey çözülecektir. Öncelikle bir ‘normal’in varlığı kabul ya da icat edilir, sonra da bunun yaygınlaşması için “eğitim şart!” denir. Bunlar saptandıktan sonra gerisi –insan iradesi, özgürlüğü, seçim hakkı vs– teferruattır.  Oysa çoğu kez insanların arzularıyla normlar çelişki içerisindedir ve bu durum kaçınılmaz olarak insanların benliklerinde bölünmeler yaratır. Bölünmüş bir benliğin diliyle yazılan “Ve Diyor Ki” adlı öykünün anlatıcısının dediği gibi: “İsmin –de halini bilmem de, insanın ben hali pek fenaymış. Bildiğim bir şey var ama: ben koştukça içim uzaklaşır dışımdan.”

Işık’ın “Tragedya” ve “Anatomi”de eğlenceli bir parodiyle dalgasını geçtiği akademik, bürokratik dil mantıksal bir dizge içerisinde her şeyin anlaşılabileceğini, bütün olumsuzlukların yoluna koyulacağını varsayar. İlkeler, kurallar, kurullar, tamimler, yönergeler, araştırmalar, planlar, projeler, komisyonlar, alt komisyonlar, tanımlar, kavramlar… Bunlardan oluşan ‘kurmaca’ bir dünyanın içerisinde her şey yolundadır, en azından bir zaman sonra yoluna gireceği umudu daima diridir. Hayat o kurmaca dünyadaki gibi değildir, ona hiçbir zaman sığmaz, taşar, pot yapar, sarkar…

DELİLİK İLE VELİLİK ARASINDAKİ SINIR

Ne var ki bazen bu akademik-bürokratik mantık ve dili biz de içselleştiririz. Gerek kendimize gerekse dış dünyaya, içinde yaşadığımız topluma ve başkalarına böylesi bir mantık içerisinden bakmaya başlarız. Bizim zihinlerimiz de kendi sistematiği, kavramları, kategorilerini aracılığıyla çalışır; onlarla kavramaya, onların belirlediği ilkeler ışığında davranmaya başlarız. Kendi bürokrasimizi kurar, akademik kürsülerimizi inşa ederiz. “Toplum Böceği” ve “İnsanlık Hali” adlı öykülerin anlatıcılarının hayata bakışlarında böylesi mekanizmaların varlığından söz edilebilir. Üstelik her iki öykünün anlatıcısı da dış dünyanın mantığından, işleyişinden, sıradanlığından rahatsızdırlar; dışarıyla, başkalarıyla aralarına mesafe koymuşlardır. “İnsanlık Hali”nin anlatıcısı kendi üzerine kapanmış durumda, “içinde bulunduğu anı, yaşamakta olduklarını deneyimleyen bedenini, gördüklerini işleyip belleğinin kuytu köşelerine depolayan beynini belli aralıklarla düşünesi gerektiğini hissediyor[dur].” “Toplum Böceği”nin anlatıcısı da “tüm değer yargılarını alt üst etme çabaları”ndan söz eder. Her ikisi de gündelik hayattaki ayrıntılara (ve kendilerine) odaklandıkları için başkalarınca sorgusuz sualsiz kabullenilen şeyleri hemen kabullenmeye yatkın değillerdir, hatta bunu yapanlarla ortaklaşmaktan rahatsız olurlar. “İnsanlık Hali”nin anlatıcısı “katıksız gerçekliğin” peşindeyken, “Toplum Böceği”nin anlatıcısı “başkalarından dinleyerek edindiği bilgileri öğretildikleri halleriyle kabul etmenin hayata karşı yapılmış bir haksızlık olduğunu” düşünen, yeni bir gerçeklik kurmayı amaçlamış biridir. Kendi içine odaklandığında fark ettiği vahşi hayvanın bozulmadığını düşündüğü için başkalarının da ancak içlerindeki o vahşi hayvanlar kadar gerçek oldukları kanaatindedir.

Bu ikisine “Bir Velinin Güncesi”nin anlatıcısı da eklenebilir. Velilik ile deliliğin ince sınır çizgisinde olduğunu düşünebileceğimiz bu öykü kişisi, “diğer her şey gibi” insanın da sürekli değiştiğinin farkındadır; asıl hedefinin hiçbir şey düşünmeden öylece durmak olduğunu belirtir. “Bir İsyanın Anatomisi”ndeki bürokratlardan birini hatırlayabiliriz burada. O da toplumsal hayattaki “can sıkıcı belirsizlik”ten şikâyetçidir ve ona çözüm aramakta, her şeyin belirli olduğu, “değişmediği” bir dünya kurmanın peşindedir.

Kerem Işık’ın delilikle velilik sınırında dolaşan öykü kişileri, her ne kadar kendilerini dış dünyayı ve benliklerini anlamlandırabilmek için kuramlar, yöntemler geliştirmeye çalıştırmaktan alıkoyamasalar da, geliştirdikleri kuramlarıyla hayatlarının nasıl kördüğüm olduğunun anlatıldığı öyküleriyle “Anatomi”deki bürokrat ve benzerlerinin çabalarının beyhudeliğini gözler önüne seriyorlar. İnsanı ve hayatı anlamanın bir tasnif ve indirgeme işi olmadığını; salkım saçak dağılmış, her an değişmekte ve belirsizliklerle dolu olduğunu kabul etmeden girişilen anlama çabasının tahakküm ve sıradanlaştırmaya hizmet ettiğini hatırlatıyorlar.

Taraf Kitap‘ın Şubat 2012 tarihli 13. sayısında yayınlanmıştır.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Kitap

One response to ““İsmin -De Halini Bilmem de İnsanın -Ben Hali Pek Fenaymış” – Kerem Işık

  1. belgin

    İSMİM B HALİ D HALİ BENCEDE R HALİ ÖNEMLİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s