Kısacık Öyküler – Yekta Kopan

Yekta Kopan’ın Kediler Güzel Uyanır adlı öykü kitabı hakkında

Yekta Kopan, kısacık öykülerden oluşan Kediler Güzel Uyanır adlı son kitabındaki “Ünlem ve Mat” adlı öyküde, çok kısa ya da minimalist olarak tanımlanabilecek öykü tarzına ait önemli bir noktanın altını çiziyor: “Yazarın net bir şekilde belirtmek gereksinimi duyduklarının dışında her şeyle oynayabilirim.” Aslında öyküye ve edebiyatın geneline de genişletilebilecek bir nokta bu.
Çoğu zaman edebi metinlerin içine, bizim tamamlamamız için bırakılan boşluklardan sızarız. Yazarın bıraktığı boşlukları kendimizce (Kopan’ın anlatıcısının belirttiği gibi “bildiğimizi okuyarak”) doldururuz. Elbette, yazar boş bir sayfa sunmamıştır bize; onun belirttiklerinin sınırıyla çizili bir alanda at koşturur, “bildiğimizi okuruz.” Çok kısa öyküde metnin uzunluğu daha fazlasına izin vermeyeceği için yazarın net bir şekilde belirtmek gereksinimi duydukları daha az, “bildiğimizi okuma” alanımız daha geniştir. Bu nedenle, okuyanların farklı şeyler anladıklarına tanık olduğumuz gibi, farklı zamanlardaki okumalarımızda da aynı şeyleri hissetmez, sezmeyiz bazen. Elbette bu durum, yazarın metni ile bizim okuduğumuz, anladığımız arasında çok büyük farklar olduğu anlamına gelmez.

Kopan, kısacık öykülerinde, içerisinde “bildiğimizi okumamız” için geniş alan bırakmakla birlikte, anlattıklarının duygusunu birkaç cümleyle aktaran yazarlardan. Çok çarpıcı olmayan, neredeyse rastgele seçilmiş sanacağımız anlar yeğlediği halde onun metnindeki havayı anında soluyuveriyoruz. Bunu sağlayan öykülerin kısalığı elbette. Her şeyin çok ayrıntılı tasvir edildiği öykülerin aksine, kısacık öykülerde bize kalan alanın genişliği metne daha kolay dâhil olmamız için önemli bir imkândır. Sadece bu değil ama; bunu sağlayan başka etmenler de var.

 EKSİLTEREK ANLATMAK
Kopan’ın kısacık öykülerinde zamana yapılan belli belirsiz vurgu mesela. Öykülerin çoğunda, şimdiki zaman kipi geniş zaman gibi kullanılıyor. Böylece anlatıcının tam o anda tanık olup anlattığı olay, birdenbire bütün zamanlara yayılıyor. Örneğin, “Ağaçlara bakmaya korkuyorum,” cümlesi, anlatıcının sadece o andaki korkusunu değil, bu korkunun sürekliliğini, benzer durumlarda duyduğu daha geniş bir zaman yayılmış korkusunu, korkularını duyuruyor. Şimdiki zaman böylece uzar, genişlerken, kendi korkularımızı da duyuruyor bize, böylece yazarın o an ne anlattığını tam olarak bilemesek bile nasıl bir histen söz ettiğini sezecek ölçüde metnin içine girmiş oluyoruz.

Bunu sağlayan sadece seçilen zaman kipi değil, ayrıntıların seçimi de zamanın durduğu ya da anlatılan anın yavaşlayarak uzadığı izlenimi yaratıyor. Kopan’ın öyküleri gündelik hayat içerisinde algımıza girmeyen ya da girer girmez çıkıveren ayrıntılara odaklanıp, dikkatimizi bunlara yönelttiği için zamanın yavaşladığını, neredeyse durduğunu hissediyoruz. Geçmiş zaman kipinde anlatılan öykülerde de olmuş bitmiş bir olay anlatılmıyor; her zaman olabilecek, “geniş” bir zamana yayılmış olayları okuduğumuzu hissediyoruz. Belki sürekli değil, ama yinelenen olaylar. İnsanın zihnini, kalbini olur olmaz yerde ayartıp hatırlanan anlar.

Yekta Kopan hayat-edebiyat-dil ilişkisini sorguladığı bu öykülerde, olan biteni nasıl anlattığımızın, gerçekliği algılayışımızı ne ölçüde değiştirebileceğine yanıtlar arıyor. Bir şey anlatırken seçilen kelimelerdeki ünlü harflerin incelik-kalınlığının ya da belirli bir harfle başlayan kelimeler yeğlenmenin neyi, nasıl değiştirebileceği gibi soruların izini sürüyor. Kopan’ın bu kitaptaki öykülerinde eksilterek anlatmayı yeğlediği söylenebilir. “Matruşka” adlı öykü ise eksiltmenin varacağı en uç noktaya dikkat çeken bir ironi üzerine kurulmuş; bir metnin neler içerdiği ya da o metnin eksildikçe neye dönüşeceği gibi soruları akla getiriyor.

“Piknik Havası”ndaki anlatıcının babasından aktardığı, “Hayat da öyledir, geçer gider, iyi dinlemezsen, ne dediğini duyamazsın,” öğüdünü hatırlatıyor öyküler. Sanki Kopan, hayatın geçip giderken ne dediğini iyi duyabilmek için kimi öyküde hayatın belirli bir anına, kimi öyküde hayatın ifade edilişinin neleri değiştireceğine odaklanıp, bunların dışındaki her şeyi dışta bırakarak, tam o anda “orada”, “o noktada” olmanın vereceği yanıtlara kulak kabartıyor.

İyi Kitap‘ın Şubat 2012 tarihli 36. sayısında yayınlanmıştır

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s