Bir Otoriter Kişilik Portresi – Heinrich Mann

ImageHeinrich Mann’ın Tebaa adlı romanı hakkında

Heinrich Mann’ın Tebaa’da hayat hikâyesini anlattığı Diederich Hessling otoriter kişiliğin tipik bir örneği olarak değerlendirilebilir. Adorno, otoriter kişiliği birbiriyle etkileşim içerisinde olan şu özelliklerin bir araya gelerek oluşturduğu bir bileşim olarak tanımlar: Geleneksel orta sınıf değerlerine katı bir bağlılık; idealize edilmiş ahlaki otoritelere itaat; geleneksel değerlere uymayanları mahkûm etmeye, cezalandırmaya yönelik saldırgan tutum; yumuşak başlılık, hayal gücü ve öznelliğin karşısında olmak; katı kategoriler aracılığıyla düşünme ve bireylerin kaderleriyle ilgili mistik neden-sonuç ilişkileri kurmak; güçlü-zayıf, lider-yönetilen, egemen olma-itaat etme gibi konularla zihnin fazla meşgul olması; yıkıcılık ve siniklik; dünyada vahşi ve tehlikeli şeyler olup bittiğine inanma eğilimi; cinselliğe, özellikle başkalarının cinsel davranışlarına yönelik aşırı bir ilgi.

Heinrich Mann’ın roman kahramanı Diederich’te bu sayılanların neredeyse tamamından bir şeyler bulmak mümkün. Hatta daha fazlası; çünkü Diederich otoriteye düşkün olduğu kadar kişisel menfaatlerini de sürekli düşünen biridir. Otoriteyle ilişkisindeki esnekliği biraz da kendi menfaatlerini sürekli gözetmesi sağlıyor. Romanda küçüklüğünden itibaren iki duygunun gerilimli biçimde Diederich’in kişiliğinde birlikte bulunduğunun altı sıklıkla çiziliyor: Kendinden üstün gördükleri karşısında yaltaklanma düzeyinde bir itaat ile kendisinden aşağı gördükleri karşısındaki kibirli hâkim pozisyonu. Çocukluğunda babası ile kız kardeşleridir bu duyguların yöneldiği kişiler. “Kendisini dişlileri arasına almış olan iktidarı, küçük kız kardeşleri karşısında ise Diederich temsil ediyordu[r].” Daha o yaşlarda kendisine hükmedenler (babası ya da öğretmenleri) karşısında aldığı tutum da dikkat çekicidir. Yaptığı kötülüklerle, mesela haklarında yapılan şakaları öğretmenlere yetiştirerek, başlarına bela açtığı arkadaşları karşısında “acımasız bir gerekliliğin sorumluk sahibi icracısı gibi davranı[p] daha sonra [onlar] için neredeyse içtenlikle üzülürken, hükmedenler karşısında “sefih bir tatmin” duyuyor; o anda onlardaki gücün farkına varıyordur ve bu güç gözlerini kamaştırıyordur. Öte yandan, “yediği dayağı, döven için pratik bir kazanç, kendisi için de gerçek bir kayıp addetmiyordu[r.]” Düştüğü durum önemli değildir, hatta çoğu kez bu durumu kendi çıkarına dönüştürmeyi başarır. Bu ‘becerisi’ sonraki yıllarda gelişerek sürecektir.

Üniversite okumak için gittiği Berlin’de ilk zamanlar ev özlemi içinde ne yapacağını bilemez, kendisinden güçlü olanlar karşısında küçük düşer, mutsuz olur, ama bir zaman sonra okuldaki “Yeni Tötonlar” olarak bilinen öğrenci birliğine girmesiyle hayatında çok şey değişir. Yeni Tötonlar arasında “her şey yüksek sesle dikte ediliyor;” Diederich onlarlayken “hepsi aynı şeyi içip aynı şarkıyı söyleyen açık ağızların eşliğinde, biranın ve sıcaktan terleyerek birayı tekrar dışarı atan bedenlerin kokusuyla kendini sarmalayıcı bir korunmuşluk içinde hissediyor; (…) onun adına düşünen, onun adına talep eden birliğin içinde eriyip kaybol[uyordur.]” Birlik’teki hayatın kendisinde yarattığı duyguların bir benzerini askere gittiğinde yaşayacaktır. Mann, askerdeki halini şöyle özetler: “Diederich, buradaki her şeyin, yapılan her muamelenin, kullanılan ifadelerin, tüm askeri etkinliklerin, öncelikle kişisel onuru asgari düzeye indirmeye yönelik olmasından hoşnuttu. Onu etkileyen buydu; kendisini ne kadar sefil hissederse, hatta tam o zaman, içinde derin bir saygı ve intihar etme duygusuna benzeyen bir coşku duyuyordu.”

OTORİTER İKLİM

Heinrich Mann’ın, Diederich’in çocukluk ve gençliğinden aktardığı belli başlı olaylar sadece 1890’lar Almanya’sına hâkim olan otoriter iklimi duyurmuyor, aynı zamanda bu iklimin nerelerde yeniden üretilip çoğaldığını da gösteriyor – ev, okul, askeriye ve iktisadi hayat. Aradan yüzyıldan fazla zaman geçtikten sonra, çok başka bir coğrafyada olduğumuz halde, bu iklim de, bunu çoğaltan mekanizmalar da hiç yabancımız değil. Gerek Tebaa’nın arka planındaki toplumsal atmosfer, gerekse Diederich’in aşk, iş ve siyaset hayatında girdiği ilişkiler, her yanımıza sinmiş otoriter eğilimlerin tarihsel ve güncel görünümlerini sıkça hatırlamamıza neden oluyor.

Kurduğu ilişkiler ve eylemleri kadar, Diederich’in kritik durumlardaki söylemleri de ilginç ve tipik – birilerini yargılar ya da iftira atarken olduğu kadar küçük düştüğü zamanlarda içinde bulunduğu durumu kendisi için kabul edilir kılmaya çalışırken sarf ettiği sözler ve muhakemeler de. Çoğu kez kendi sözleri de değildir bunlar; hâkim ve muktedir konumdakilerden işitmiştir. Tebaa’nın ironisi çoğunlukla Diederich’in bu gibi sözlerine dayanıyor. Doğruluğuna dair en ufak bir kuşku duymaksızın sarf ettiği ve ağzından büyük bir ciddiyetle çıkan sözlerin saçmalığını aynı iklimdekilerin sezmesi mümkün değil. Kayzer’den sıradan bir öğrenciye pek çok insan tarafından tekrar edilerek anlamlarından bağımsızlaşmış, slogana, içi boş ama güzel sözlere dönmüştür.  İlk kez ifade edenin sahip olduğu güç ve haşmet bu saçma sapan sözleri allayıp pulluyordur; sonradan bunları yineleyenler de ilk kez söyleyenin gücüyle bu sayede özdeşlik kurabiliyorlardır. “Dâhiyane kayzerimizin, yapımı için dâhiyane propagandasını yorulmak nedir bilmeksizin sürdürdüğü donanmaya acilen ihtiyacımız vardı ve gelecek gerçekten de denizlerdeydi.” Diederich ve arkadaşları bu sözü yineleyerek donanmanın İngiltere’ye saldırması düşüne kapılıp kendilerinden geçebilmektedirler örneğin.

Diederich’in özdeşlik kurduğu kişi bizzat Kayzer’dir. Okul yıllarında onunla bir ayaklanma sırasında göz göze gelmiştir. Kayzer hoşnutsuz insanların arasından atıyla geçerken yaşanan bu anlık bakışmayı yıllar boyunca lideriyle çok önemli bir şeyler paylaşmışçasına, coşkun bir yücelik duygusu içinde yeniden yaşayacak ve anlatacaktır. Çok sonraları Kayzer’in İtalya’ya gittiğini duyar duymaz balayı programını değiştirip eşiyle birlikte İtalya’ya da gider Diederich. Evliliğin ilk zamanlarında da, “Kayzerim savaş ilan etti ve böyle olunca artık hiçbir evlilik görevi geçerli olmaz,” diyecektir. Belki üniversite öğrencisiyken Kayzer karşısında hissettikleri gençlik heyecanına verilip bir parça anlaşılabilir, ama yaşadığı şehrin önemsenen bir işadamı olmuşken yapıp ettikleri Diederich’in ruh halini daha net olarak ortaya koyuyor. Onun iyiden iyiye sakatlanmış ruh sağlığına rağmen ‘başarı’dan ‘başarı’ya koşması ise toplum psikolojisi hakkında çok şey söylüyor. Böylesi toplumlarda, başarı için ihtiyaç duyulanın, her türlü iktidar odağına yaltaklanmak, güce tapınmak, güçle, güçlü olanla özdeşlik kurup güçsüz olanların üzerine basarak ilerlemekten öte bir şey olmadığı açık. Diedrich için de üzerine basılmayacak kimse yoktur, arkadaşlar, aile dostları, hoşlandığı kadınlar, hatta kız kardeşleri…

“HER YANDA OLAN BUYDU”

Diederich’in kadınlarla ilişkisi de gelgitlidir. Otoriter zihniyetin erkeği egemen gören toplumsal-kültürel iklim ve kodlarla yakın bağını net biçimde görebildiğimiz pek çok sahne var romanda. Öğrencilik yıllarında çok sevdiği Agnes’ten gözü yükseklerde olduğu için kolayca vazgeçer örneğin, üstelik kızın babasına kendisiyle evlilik dışı ilişki yaşamış bir kadınla evlenemeyeceğini söyler. Yıllar sonra benzer bir sözü kız kardeşini terk eden teğmenden işittiğinde çok sinirlenmesine rağmen onu düelloya davet edemez. Aynı sözleri söylemiş olduğu için değil, “iktidarın sarsılmaz yasası” olan “ezmek isteyen[in] ezilmeyi göze al[ması gerektiği]” düsturunu iyi bildiğinden. Yine de kız kardeşinin hali kısacık bir an aydınlanma yaşamasına neden olur. Kız kardeşinin dokunaklı hali ona daha üstün bir pozisyon gibi görünür. Bu aydınlanma anında Agnes’i hatırlayıp onun “hayatındaki tek hakiki şey” olduğunu fark eder. Ne var ki çok uzun sürmez bu anın etkisi, önceki hayatına kısa sürede döner. Agnes’i ahlaksız bularak evlenmeyen Diederich’in sırf zengin olduğu için hem arkadaşı hem de hasmı olan birinin eski nişanlısıyla evlendiğini eklemek gerek. Karısına da hayli kötü davranır Diederich, onun kişiliğinin ve arzularının hiçbir önemi olmadığını sürekli hissettirir. Öte yandan geceleri önünde diz çöktüğü karısından kendisine emirler vermesini talep ediyordur.

Otoriteye düşkün erkeklerden ve onların takıldığı meyhane vb yerlerdeki kadınları aşağılayan tabelalardan söz ederken, “Mezhep ya da parti ayrımı olmaksızın her yanda olan buydu,” der Tebaa’nın anlatıcısı. Roman boyunca tipik bir milliyetçi olan Diederich’in küçüklü büyüklü hesapları, otorite karşısında nasıl eğildiği, din, millet, aile gibi kavramları ağzına sakız ederken bunların tamamının içini boşaltacak ne işler yaptığı anlatılıyor olsa da, farklı siyasi görüşlerdeki başka karakterlerin otorite karşısında nasıl alçaldıklarına dair örnekler de yer alıyor romanda. Özellikle Diederich’in yanında çalışan sendikalı bir sosyal demokrat işçi olan Fischer’i anmak gerek. Hikâyesinin bütününü romanda görmemekle birlikte, Diederich’le girdiği sayısız işbirliği nedeniyle onun da içinde yaşadığı toplumun biçimini aldığını düşünmek mümkün.

Mann’ın Tebaa’da nispeten olumlu biri olarak çizdiği kişinin 1848 devrimine katılmış olduğunu, ölümü yaklaşmış, giderek daha da otoriterleşmiş toplumdaki eski seçkin konumunu yitirmiş, düşkün bir haldeyken gelecekten umudunu kesmeyip oğluna, “İnsanlığın ruhuna inanmalısın,” dediği de vurgulanmalı. Bu konuşmaya kazara tanık olan Diederich’in o an hissettiklerini şöyle aktarılır: “İşittiği her şey, barındırdıkları gerçekdışılığa rağmen, bildiği tüm altüst oluşların hepsinden daha derin bir sarsıntı yaratmıştı sanki. Bu insanlardan birinin günleri sayılıydı, diğerinin de pek bir şey hedeflediği yoktu, fakat Diederich, burada karanlığın içinde aslında sadece ruhtan ve gelecekten söz eden bu şeyleri fısıldayacaklarına, memlekette iyi bir şamata çıkarsalar daha iyi olacağı hissine kapılmıştı.”

Tebaa, otoriteye ve güce tapınma sürdükçe ve her şeyin alınır satılır olduğu toplum düzeni doğal ve olağan sayıldıkça eskimeyecek bir roman.

(Taraf Kitap‘ın 10 Ağustos 2012 tarihli 19. sayısında yayınlanmıştır.)

Tebaa, Heinrich Mann, çev: İlknur İgan, İthaki Yayınları, 460 s.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s