Şairin Çocukları

turgut-uyarin-cocuklariyizDerviş Aydın Akkoç’un hazırladığı Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız hakkında Bir edebiyat metnini anlamaya, çözümlemeye çalışırken yazarın/şairin hayatı kuşkusuz bize kimi ipuçları verir, ama bu bir yere kadardır, çok da abartmamak gerekir. Yapıtlarını sevdiğimiz bir yazarın nasıl yaşadığı, ne yiyip ne içtiği, kimlerle görüştüğü, nasıl biri olduğu her zaman ilgimizi çeker. Bu konularda sır vermemiş, saklamış, saklanmış olanlarıysa daha çok merak ederiz. Bu merak biraz magazineldir aslında; onun metinlerini daha iyi anlayabilmek için sırlarının peşine düşmeyiz, o saklanarak –genellikle farkında olmadan– bir gizem halesi yaratmıştır, bu haleyi sıyırmak ve yazarı/şairi daha net görmek isteği çok zaman metnin önüne geçer; metin o halenin arkasında kalır. İsteyerek ya da istemeyerek böylesi bir hale yaratan edebiyatçı, metniyle hayatı arasında kurulacak yalan yanlış bağlantılardan mı ürker, yoksa insan içine çıkmakla, görünür olmakla ilgili sorunları, sıkıntıları mı vardır, diye sorulabilir. Bu ikisi büyük bir ihtimalle aynı yere çıkıyordur. Unutmamak gerekir ki eserleri böyle davranmasına neden olan kişiliğin ve ruh halinin de bir sonucu, ürünüdür.

Elbette bu noktada önemli olan, yazarın/şairin hayatını nereden ve nasıl öğrendiğimizdir. Mesela, çocukları sahih birer kaynak mıdır onun iç dünyasını ve bu dünya üzerinden eserlerini anlamak için? Çok zaman öyledir, ama her zaman değil, yıllarca birlikte ya da ayrı yaşadıkları insan onların babasıdır, annesidir, ilişkileri esas olarak aynı ailede olmak üzerinden şekillenmiştir. Herhangi iki insanın beklediklerinin çok üzerinde beklentilerle yaklaşmışlardır birbirlerine, –varsa– kırgınlıkların kökeni çok derinlerde ve belki de onulmazdır vs. Kaldı ki yaşananların arasından nelerin seçileceği, hangi hatıraların nakledileceği de bir başka sorun teşkil eder. Son yıllarda daha sık rastladığımız mülakat yöntemiyle hazırlanan kitaplarda sorularıyla anlatıcıları yönlendiren mülakatçının bakış açısı da bu nedenle kritik önemdedir ve sorumluluk biraz da onun sırtındadır.

Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız[1], Turgut Uyar’ın çocuklarıyla Derviş Aydın Akkoç’un gerçekleştirdiği mülakatlardan oluşuyor. Dolayısıyla bu kitapta tanıdığımız şairin çocuklarının gözünden bir Turgut Uyar olmakla birlikte mülakatçının belirlediği bir perspektiften görünenlerden ve hatırlananlardan oluştuğu gözden kaçmamalı. Akkoç da, okurların çoğu gibi, Turgut Uyar’ın nasıl bir baba olduğunu, şairin gündelik hayatındaki ayrıntıları, nasıl yaşadığını, nelere tepki verdiğini vs merak ediyor, ama bu konuları onun edebiyatına, şiirine bağlama çabasını elden bırakmıyor, öğrendiklerini bu alana çekmeye çabalıyor, sorduğu sorularla mülakatın esas olarak bu hatta ilerlemesini sağlıyor. Bununla birlikte, Turgut Uyar’ın çocuklarının sadece hatıraların aktarıcısı olarak kalması gibi bir çabaya da girmiyor Akkoç. Birer birey olduklarından hareketle, hayat hikâyelerini, ilgilerini, çeşitli konulardaki fikirlerini öğrenmeye çalışıyor. Bunlarla ilgili sorularının arkasında da, şair babanın çocuklarıyla kurduğu iletişim, onları nasıl yetiştirdiği, gelişimlerine katkısının ölçüsü gibi soruların saklı olduğunu düşünebiliriz.

Kitabın sunuşunda Orhan Koçak da, kendisini saklamış olan şaire dair hatıraların nakledilmesinin “vasiyetin çiğnenmesi” olarak görülüp görülmeyeceğini tartışırken, bu kitabın “çocukların tanıklıklarından oluştuğunun” altını çizmiş. Koçak, Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız’ın “potansiyel bir biyografinin bütünleştirilecek parçalarından, kaynaklarından biri olarak” görülebileceğini vurguluyor haklı olarak. Beri yandan, Uyar’ın şiiriyle hayatının örtüştüğü ve örtüşmediği yerlerin ve şairin biyolojik çocukları-harf çocukları sorununun etraflıca tartışıldığı sunuş yazısının kitabı sunmanın ötesinde Turgut Uyar üzerine yazılmış önemli bir yazı olarak değerlendirilmeyi hak ettiğinin de altı çizilmeli.

“Onu demek istemedim.”

Şairin hayatıyla şiiri arasındaki bağı görme şansı olanlar hiç kuşkusuz en yakınındakiler, aile bireyleridir. Birlikte yaşadıkları kişinin hayatına tanıklık etmişlerdir, ama şiirinden de uzak durmamış olmaları gerekir ki aradaki bağa dair saptamalar yapabilsinler. Çocukları, Uyar’ın şiiri hakkında uzun boylu yorumlar yapmaktan sakınmışlar, hatta Tunga Uyar açıkça babasının şiirlerini ayrıntılı olarak bilmediğini de itiraf etmiş. Bununla birlikte söz ister istemez şiirlerine gelip durmuş mülakatlar boyunca. “Bize hiç şiir de okumadı. Edebi hiçbir şey yaşamadık babamla,” diyen Uyar’ın ilk çocuğu Semiramis Uyar’ın şu sözleri bu nedenle hayli dikkat çekici:

“Bazı şiirlerini okuduğumda aklım ister istemez onun fiiliyattaki kimi tavırlarına gider. Şöyle anlatayım: Babam küfretmez, kötü konuşmaz, insanı hiç ama hiç aşağılamazdı. Hani vardır ya, bazı insanlar bakışlarıyla küçümserler karşısındakileri, babam onu hiç yapmazdı. Bir şeye sinirlendiğinde uzun uzun susardı. Bu suskunluğu çevresine dalga dalga yayılırdı tabii, tam manasıyla fırtına öncesi sessizlik dediklerinden. Susmanın artık dayanılmaz olduğu, daha doğrusu ayranının kabardığı eşikte birdenbire masayı devirip kalkar; masa şangur şungur devrilirdi. Sonra yeniden bir sus pus olma hali. İşte şiirlerinde de bu hissi almışımdır, bir şeyler birikir, yoğunlaşır ve aniden patlar.”

Semiramis Uyar’ın şu saptaması da akılda tutulmalı: “Babam mutluluğunu da mutsuzluğunu da gösteren bir insan değildi.” Kişi, mutluluğunu ve mutsuzluğunu ne kadar içinde yaşıyor, dışa vurmuyor olsa da, gene de kendisini görece denetimsiz bıraktığı yer evidir, ailesinin yanıdır. Öte yandan ailedeki bireyler, özellikle çocuklar, onun şiirlerini okurların ve eleştirmenlerin bakmayacağı bir gözle okumuşlardır, edebi bir merakın yanı sıra, babaya dair bir şeyler bulmak için. Dolayısıyla çocukların babalarının hayatları hakkında söyledikleri kadar şiirleri hakkında söyledikleri ayrı bir önemde olsa gerek. Turgut Uyar’ın büyük oğlu Tunga, ablasının tersine babasıyla şiir üzerine yaptıkları sohbetlerden söz ediyor. Aktardığı şu diyalog sadece Uyar’ın şiirlerini açıklama konusundaki ketumluğuna hoş bir örnek değil, belki de daha genel bir ruh halinin bir yansıması:

“‘Ben şu şiiri anlamıyorum,’ derdim, ‘oku o halde,’ derdi. ‘Okuyorum ama anlamıyorum, şurada ne demek istemiş olabilirsiniz, acaba şu anlamı mı kast ediyorsunuz?’ diye sorar; ‘orada onu demek istemedim,’ diye cevaplardı. İlginçtir, kendi şiiri söz konusu olduğunda babam hiçbir zaman ‘şunu demek istedim,’ demez, daha ziyade hep ‘onu demek istemedim,’ derdi. Sadece babamınkiler için değil, başka şairlerin şiirleri için de tartışırdık. Güzel ve verimli sohbetlerdi bunlar tabii. Şunu da söyleyeyim, babam şüphesiz iyi bir şairdi ama ben babamın şiirlerini ayrıntılı olarak bilmem.”

“Yani bir adamın canı sıkılır, o ben’im.”

Turgut Uyar’ın sıkça alıntılanan bir metni vardır. Papirüs’ün Eylül 1966 tarihli 4. Sayısında yayınlanmıştır.

“Ben hep sıkıntılıyım. Yani bir adamın canı sıkılır, o ben’im. Çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. Ben silahsız bir askerim de ondan. Törenler askeriyim ben. Cumartesi ve pazar askeri. Aslında karışık bir şey, kime ne söylenebilir? Bir sıkıntıyı ısrarla büyüterek, asıl büyük sıkıntıya ısrarla giden tümün attığı çekirdek. Pis bir köleliğe ve sonsuz çılgınlığa varacak bir oluşumu sıkıntıyla bekleyen bölünmez varlık’ın ben’i. Ondan severim sıkıntıyı. Sevincin o amansız, o aşağılayıcı bönlüğünden korur beni.”[2]

Çocukları da sıklıkla babalarının bu sıkıntılı halinden söz etmişler; belli ki hatıralarında babalarından kalan esaslı imgelerden biridir bu. Örneğin Şeyda Dikmen şöyle diyor: “Alkol aldığı zaman çok sıkıntılı olurdu, içe kapanmaz ama aşırı mutsuz olurdu. Alkol alıp da mutlu olduğu anlar çok nadirdi. Biraz fazla kaçırdığı zaman kederlenirdi. Dünya daha sıkıntılı bir yer haline geliyordu galiba, yaşamak boştur duygusundan söz ediyorum. Votka içerdi genelde, suyla içerdi, meyve ve kuruyemiş hiç yoktu. Rutin bir şeydi alkol almak. Taşkınlık yapmazdı, sıkılırdı. Mutsuz olduğu günlerde içilen bir iki kadeh tuzla biber olurdu mutsuzluğuna.” Bu cümlelerin ardından şunu da ekliyor: “Ama diyorum ya nazik bir insandı; ceketinin önünü ilikleyerek konuşan biriydi, çocuk bile girse içeri babam ayağa kalkardı.” Turgut Uyar’ın küçük kızının şu tespitleri de eklenmeli bu bağlamda: “Şimdi doğruyu söylemek gerekirse, babamın dünyası çok ama çok farklıymış, ben de sonradan anladım bunu.” “Eğer ortam iyiyse babam konuşkan bir adamdı, eğer bir şeyden hoşnut değilse de konuşmazdı.” “Babam başka bir dünyanın insanıydı, şiirle oturup şiirle kalkıyordu, yalnızlık hissetmiş olabilir,” diyen Tunga Uyar’ın da babasının sıkıntılı halleriyle ilgili izlenimleri ablasınınkinden çok farklı değildir:

“Babamın bir derdi de paylaşamamaktı, ama neyi paylaşamamak, tam olarak bilmiyorum bunu, sevgi olabilir mi acaba? Garip yalnızlığının yanı sıra, kendine has korkunç bir mutsuzluğu da vardı. Kendi içindeki karmaşıklıktan çocuklar olarak haliyle bizler de etkilendik. (…) Babam farkına varmanın acısını da çekerdi, bir konuşma başlarken, o konuşmanın nasıl gideceğini hissedebiliyordu, üstelik bunu karşı tarafa da belli ediyordu, neden konuşuyoruz o zaman diye hissederdin. (…) Dünyaya gelmiş olmak babam açısından başlı başına bir yara, temelden gelen bir sıkıntısı vardı, sürekli benim ne işim var burada diye düşünüyor olmalı.”

Şairin küçük oğlu Hayri Turgut Uyar da babasının ruh haline değinirken ablalarının ve ağabeyinin söyledikleriyle paralellikler içeren sözler söylüyor, ama onlardan farklı olarak bu ruh halinin toplumsallıkla bağı konusuna da dikkat çekiyor:

“Babamın genel olarak depresif olduğunu düşünüyorum, ruh hali çok gergindi ama sürekli surat asan, somurtan biri değildi. Son yıllarındaki depresif ruh halinin yoğunlaşmasını ve şiir üretimindeki düşüşü anlayabilmek için o dönemi de iyi değerlendirmek lazım çünkü dışarıda sürekli çatışmalar var, insanlar ölüyor, 12 Eylül askeri darbesinden hemen önce. İnsanda çalışma isteği yaratacak herhangi bir durum yok, çok çabalamak lazım bunun için herhalde.”

Şairin Arkadaşları

İkinci Yeni şairleri arkadaşlıklarıyla da bilinirler. Aralarındaki yakınlık şiirlerinin benzeşmesiyle de ilişkilendirilir, oysa o denli yakın değildir şiir dünyaları. Sanırım, esas olarak şiire ve edebiyata verdikleri önem arkadaşlıklarında etkili olmuştur ve asıl benzeşen onların bu konudaki tutumlarıdır. Şeyda Dikmen Uyar, evlerine gelip giden şair ve yazarlar arasında Asım Bezirci’yi de sayıyor mesela; oysa İkinci Yeni konusundaki en sert eleştirileri yazanlardan biridir Bezirci. Edebiyat konusunda hayli farklı düşünceleri olsa da, başka bir bağın onları bir araya getirdiğini anlıyoruz. Bu bağın ne olabileceği konusunda önemli bir noktaya ise Hayri Turgut Uyar değiniyor:

“Babamların kuşağının şimdilerdeki popülerliğinde bir yüzeysellik var bana kalırsa. Onlara özenen daha genç kuşak edebiyatçıların, meselenin profesyonel şiir-edebiyat tarafını değil, daha çok yaşam tarzı tarafına ilgi gösterdiklerine ilişkin şeyler duyuyorum. Bu hakikaten yanlış olur çünkü babamların kuşağını tanımlayan şey meyhanelere gitmeleri ya da arkadaşlıkları değil, yaptıkları iş. Asıl önemli olan iş. Hepsi de işlerini çok iyi yapan, çok şiir okuyan, çok edebiyat okuyan insanlardı. Annem ve babamdan gördüğüm şey bu oldu: Edebiyatla ilgili iş yapacaksan şayet ciddi olacaksın. Sürekli okuyacaksın, merakını öldürmeyeceksin, sadece kendi dalını bilmekle de olmuyor, felsefe de bileceksin, tarihle de ilgileneceksin, resim ve heykelden anlamaya çalışacaksın, hakikaten çok ciddi bir birikim istiyor. Yeteneğin olabilir ama birikim olmadan hiçbir şey olmuyor. Babamdan görüp de öğrendiğim ve beni en çok etkileyen şeylerden biri de, mesleği üzerine düşünmesidir. Şiiri üzerine enine boyuna düşünüyordu.”

Turgut Uyar’ın şu saptamaları da o kuşağın şair ve yazarları arasındaki arkadaşlık hakkında önemli şeyler söylüyor:

“Babamların çevresinin çok etkileyici bulduğum bir diğer tarafı da, birbirlerini yeri geldiğinde acımasızca eleştirmeleri olmuştur. Birbirlerine şiirlerini gösteriyorlardı, Edip amca bir şiir yazmış ve babama gösteriyor, ya da babam bir şiir yazmış ve Edip amcaya gösteriyor. Yaptıkları eleştiriler inanılmaz sert olabiliyordu, hiçbir şekilde incitmek için değil, profesyonel görüşlerini söylüyorlardı. Birkaç kez tanık olmuştum, kimse kolay kolay bu eleştirileri duymak istemez. Ne var ki, eleştirilere hiçbir surette kırılmıyorlardı, müthiş bir şey bu. Çok iyi arkadaşlar, çok iyi şairler ama birbirlerinin şiirlerini değerlendirdiklerinde birbirlerini yerden yere vurabiliyorlar. Söylenenlerin iyi niyetle söylendiğini biliyorlardı. Hep kötüyü eleştirmiyorlar, güzeli de açıklıyorlardı. Edip amca babama bir şiirini gösterdiğinde, babam güzel olmuş deyip geçmiyor, güzeli uzun uzun açıklıyordu.”

Turgut Uyar’ın Edip Cansever’le çok yakın arkadaş oldukları bilinir, Uyar’ın çocukları da sıkça söz ediyorlar bundan. Cansever kadar çocukların hatıralarında yer eden bir başka yazar ise Bilge Karasu. Uyar’ın ilk evliliğinden olan çocuklarının hayatında Bilge Karasu önemli bir yer tutmuş. Her gün evlerine gelip Turgut Uyar’a Fransızca dersi veren Karasu evin bir müdavimi değildir sadece; Şeyda ve Tunga’nın okula kaydını yaptırmaya da o gitmiş, okulda velileri olmuş, kitaplar hediye etmiş. Semiramis Uyar da baleye gitmesine ön ayak olan ve destekleyen Bilge Bey’in hayatlarındaki yerini, “Bize abilik, amcalık etti,” diye özetliyor. Babasının çok da arkadaş canlısı olmadığını, hayatından birini çıkardıktan sonra bir daha sokmadığını belirten Semiramis Uyar, “Edip amca gerçekten ve yürekten sevmişti babamı. En yakın dostu, sırdaşıydı,” “En sağlam arkadaşı hep Edip amca oldu, çünkü Edip amca babamı çok iyi anlıyordu,” diyor. Tunga Uyar da, ablasının ilk tespitine katılıyor: “Babam çok arkadaş canlısı da değildi, arkadaşları çoktu ama garip bir yalnızlığı vardı. Seviliyordu da arkadaşları tarafından, hiçbir şey olmasa bile Turgut Uyar’a uğrayalım derlerdi.”

H. Turgut Uyar’ın babasının ve arkadaşlarının çok sevdiği taraflarından birinin, “on üç on dört yaşına geldikten sonra, kimsenin [ona] çocuk muamelesi yapmaması” olduğunu belirtmesine de dikkat çekmek gerek. Turgut Uyar’ın bütün çocuklarının hatıraları arasında babalarının onlara bir şey dikte etmekten özenli kaçındığına dair cümleler var. Örneğin H. Turgut Uyar, bir arkadaşının kendisine din hakkında telkinlerde bulunması üzerine bu konuyu babasıyla konuştuğunu, ama babasının kendisine dindar ol ya da ateist ol gibi yönlendirmede bulunmadığını vurguluyor, “Ben neyi seçersem o olsun istiyordu,” diyor. Benzer bir tutumdan Şeyda Dikmen Uyar da söz ediyor. Babasının kimlerle evlenecekleri konusunda bütün sözü kızlarına bıraktığını vurguluyor: “Babamın bir sözü vardı: ‘ben sizleri öyle yetiştirdim ki, sizler evleneceğiniz insanı seçecek insanlarsınız.’” Tunga Uyar da, babasının onu “fazlasıyla özgür bıraktı[ğından]” söz ediyor.

Parasızlık, Şiir, Politika

Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız güllük gülistanlık bir şair hayatı aktarmıyor okuyanlara. Yukarıda değindiğim “sıkıntı” bahsinin yanında, iç burkan pek çok şey daha var, bunlardan biri de Turgut Uyar’ın yıllarca geçim sıkıntısı çekmiş olması. Mesela, Semiramis Uyar’ın şöyle bir saptaması var babasıyla ilgili: “Parasızlıkla gelen sıkıntılar babamı belki şiddete ya da ters olmaya yöneltti, yapamamanın, başaramamanın acısı bazı insanlarda şiddet ya da terslikle dengeleniyor, bu yolla huzur sağlanıyor. Bu arada şiddet dedimse de ya bir iskemle ya bir sandalye fırlıyor bir yere. Kızıp bir yere vurarak kendini rahatlatırdı. Ama içindeki canavarı patlatamadı bence, o canavar çıksaydı belki rahat ederdi.” Tunga Uyar ise bu durumun şiiriyle arasındaki bağa vurgu yapıyor: “İkinci Yeni şairleri arasında parasızlığın yarattığı sıkıntıları en fazla işleyen şairlerindendir. Zor şartların şairi diyebilirim babam için.” Bunların yanı sıra, Uyar’ın politik duruşuna dair anlatılanlar da şairi daha iyi tanımamız için önemli. Mesela, 27 Mayıs dâhil, askeri darbelerin hepsine karşı çıkmış olması – üstelik askeri eğitim almış biri olduğu halde (belki de bu sayede, askerliği ve askeriyenin mantığını yakından bildiği için.) “Güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan/ Dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar// Dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan/ Kürdistan’da ve Muş-Tatvan yolunda bir yer kanar” dizeleriyle son yıllarda sıkça hatırlanan “Yokuş Yol’a” şiiriyle ilgili Semiramis Uyar’ın aktardıkları da şairin politik duruş ve tutumu kadar kişiliği hakkında da ipuçları içeriyor.

“Posof’ta görev yapması da ayrıca önemli, bölgeyi ve Kürt halkının yaşayışını biliyor. Bu şiirinde kestirip atmış, meseleye kendince nokta koymuş bence. Bir kavgaya tutuşmuş, ben öyle hissediyorum. Babam gündelik hayattaki alelade bir meseleden ötürü çıkan bir kavgaya yahut tartışmaya girdiğinde, kazanamayacağını, dönüştüremeyeceğini, herhangi bir etkide bulunamayacağını anladığı zaman ‘kes!’ yapardı, bitti manasında. ‘Kes’ diyerek benim düşüncem bu diyor, seninki ne olursa olsun, umurumda değil, çünkü uzlaşamayacak. Şiirin diğer dizelerinde ‘devlet’ kelimesi geçer. Devletle uzlaşmıyor, uzlaşmanın imkânı yok ve kes yapıp gardını alıyor.”

Bu tutum, Tunga Uyar’ın şairin 12 Mart sonrasında katledilen devrimci gençlere ne kadar üzüldüğünden söz ederken söyledikleriyle de uyumlu. H. Turgut Uyar ise babasında “çok net bir adalet duygusu” olduğundan, “herhangi bir haksızlık söz konusu olduğunda tepkisini göster[diğinden] söz ettikten sonra önemli bir soruya dikkat çekiyor: “Turgut Uyar’ın hem net bir politik bir görüşü olup, hem zor bir şiir yazıp, hem de bu kadar değişik insan tarafından sevilmesi bana üzerine düşünülmeye değer gelmiştir hep.” Çocukları, neredeyse ağız birliği etmişçesine, Turgut Uyar’ın şiirinin özellikle Gezi Direnişi sonrasında gündeme gelmesini anlamlı buldukları söylüyorlar. Ama Tunga Uyar’ın şu sözleri de önemli:

“Şimdilerde babamın şiiriyle ilgili konuşuluyor, Cemal Süreya’nınki ile ilgili de konuşuluyor ama dikkat edersen Edip amcanın şiiriyle ilgili henüz pek o kadar konuşulmuyor, ona da sıra gelecektir belki.”

(Istanbul Art News‘ün eki IAN.Edebiyat‘ın Kasım 2014 tarihli 3. sayısında yayınlanmıştır.)

[1] Turgut Uyar’ın Çocuklarıyız, Haz: Derviş Aydın Akkoç, İletişim Yayınları, Kasım 2014.

[2] Turgut Uyar, Korkulu Ustalık/ Şiir Üzerine Yazılar, Söyleşiler, Soruşturmalar, Haz: Alaattin Karaca, YKY, 2009, s: 420

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s