Monthly Archives: Ocak 2015

Uçurumun Kenarında Yürüyen Beyaz Yakalılar

aranmayan_croppedSelçuk Orhan’ın Aranmayan Özellikler isimli romanı hakkında

Richard Sennett, Karakter Aşınması (Ayrıntı Yayınları, çev: Barış Yıldırım, 2002) ve Yeni Kapitalizmin Kültürü (Ayrıntı Yayınları, çev: Aylin Onacak, 2009) kitaplarında kapitalizmin geldiği aşamanın toplumsal sonuçlarına odaklanır. Özellikle yeni kapitalizm çağında çalışma hayatının insanlarda ne gibi duygular, davranış biçimleri ve alışkanlıklar yarattığına ve bunların insanların benliklerinde nasıl tahribata yol açıp karakterlerinde neleri aşındırdığını tartışır. Sennett’e göre, “Toplumun en altındakilerin serbestçe yararlanabileceği yegâne kaynak zamandır.” Yeni kapitalizm öncesi dönemde, belirli ölçüde iş ve sendikal güvencesi olan çalışanların “zamanı biriktirme” şansı iyi-kötü varken, günümüzün kısa vadeye dayalı kapitalizminde bu artık mümkün değildir. Bugün her ne kadar yeni kapitalizmin ayırt edici özelliği olarak küresel piyasalar ve yeni teknolojiler vurgulanıyor olsa da, Sennett, yaşanan değişimin bir başka boyutuna dikkat çeker. “Zamanı, özellikle de çalışma zamanını organize etmenin yeni biçimleri” bireysel ve toplumsal hayatlarda büyük altüst oluşlara neden olmaktadır. Yeni kapitalizmin baş tacı ettiği “uzun vade yok” sloganı kişisel hayatlara ve aile ilişkilerine aktarıldığında, sürdürülebilir bir benlik duygusunun ve insanlar arasındaki bağlılıkların ortadan kalkması kaçınılmazdır.

Zamanı biriktirmeyi, Sennett, kişisel bir anlatı edinmek olarak tarif eder. Kısa vadeye dayalı kapitalizm böyle bir anlatı kurma imkânını ortadan kaldırmıştır. Aile ve iş yaşamı arasındaki çatışmanın yarattığı bölünmüşlük, “kısa epizotlardan ve fragmanlardan” oluşan bir toplumda bir kimlik anlatısı ve yaşamöyküsü gelişmesine izin vermemektedir. Zaman çerçevelerinin kısa oluşu, insanları “anlatının ilerlediği” duygusundan mahrum bırakmaktadır; Yeni Kapitalizmin Kültürü’nde bunu şöyle ifade ediyor Sennett: “Anlatının ilerlemesi, en basit haliyle, hadiselerin zaman içinde birleşmesi, deneyimin birikmesidir.” Oysa günümüzün çalışma hayatında deneyimin çok önemi kalmamıştır, işverenler esnek çalışmaya daha yatkın olan gençlerle çalışmayı, deneyimli ve deneyimlerinden yola çıkarak verilen talimatları eleştirmekten geri durmayan yaşı ilerlemiş kişilerle çalışmaya yeğlemektedirler. Bunun bir sonucunun da geçmişte, otomasyonun gelişmesi karşısında yaşanan “işe yaramazlık duygusunun,” bugün esnek yapılarda olağan hale geldiğini vurguluyor Sennett. Hatta, “deneyim arttıkça değerin düştüğü formülünün derin bir gerçekliği” olduğunu belirtiyor.

Bunların yanı sıra, kısa vadeye dayalı kapitalizm ve esnek çalışma çalışanlarda tuhaf yeni alışkanlıklara neden olur. Sürekli olarak risk almak zorunluluk haline geldiğinde, toplumsal hayat risk alabilme kapasitesi yüksek olanların başarılı olacakları bir şey olarak algılanmaya başlar. Ne var ki sürekli risk altında yaşamak güvenlik duygusunu erozyona uğratır ve depresif bir süreç halini alır. Bu koşullar altında insanların iç bütünlükleri de büyük ölçüde zedelenir. “Yeni kapitalizmin esnek ve kısa vadeli zaman anlayışı[nın], kişinin işinden anlamlı bir anlatı ve dolayısıyla kariyer oluşturmasını engell[ediğinin]” altını çizen Sennett, bunun kaçınılmaz sonucu olarak, “işe yaramazlık” ve “boşuna yaşadığımız” hissinin süregenleşeceğini belirtir.

Çalışma hayatını eksen alarak yaptığı bu analizlerinde, Sennett, çalışma imkânı bulamayanların haline de tercüman olur. Refah devletinde “yardıma muhtaç” olarak algılanan bireyler, yeni kapitalizmde açıkça “sosyal parazitler” olarak görülmeye başlamıştır. Gençler yaşlıları, çalışanlar çalışma imkânı bulamayanları, yerliler yabancı işçileri ve mültecileri, sağlıklı insanlar sağlıkları çalışmaya elvermeyenleri, risk alanlar almayanları, almamayı tercih edenleri kendi ödedikleri vergi ve sigorta primleriyle yaşamayı sürdüren parazitler olarak algılarlar.

Kuşkusuz yeni kapitalizmin ideolojik aygıtları, bu değişimlerin sonucunda çalışma hayatındaki bürokratizmin geriletilmesini ve hiyerarşik piramitlerin yerini network’lerin almasını bir özgürlük vaadi olarak sunmaktalar. Sennett ise bu gelişmelerin başta elektronik gözetleme olmak üzere yeni bir iktidar yapısı yarattığını, “modern organizasyonlarda zirvenin hâkimiyeti[nin] hem güçlü hem de amorf” olduğunu belirtir.

Edebiyatta Çalışma Zamanı

Edebiyat eserlerinde çalışma zamanlarında neler yaşandığı nadiren rastladığımız bir şeydir. Genellikle orta sınıftan kahramanların hayatlarını konu edinen roman ve öykülerde bu kişilerin hayatlarını nasıl kazanıp iş zamanlarında neler yaşadıklarına, burada başlarına gelenlerin onların kişisel hayatlarını, iç dünyalarını nasıl etkilediğine çok zaman değinilmez. Olayların bir iş yeri çerçevesinde geçtiği bile nadirdir. Oysa çalışan birinin verimli yaşlarındayken hayatının üçte birinin çalışmakla geçtiğini düşünürsek, onun kişisel anlatısının önemli bir parçasının es geçildiği söylenebilir. Kuşkusuz, edebiyatçının eserinde –başka şeyler gibi– maddi üretim süreçlerini yansıtması, anlatması bir zorunluluk değildir; dolayısıyla sözünü ettiğim eksiklik bir eserin edebi yanını zedelemez. Bununla birlikte, çalışma zamanının gözden kaçması ya da önemsenmemesinin de bir anlamı olmalı.

Sanırım, o denli bölünmüş halde yaşıyor ve bütünlük kavramının hayatlarımızdan bir daha dönmemek üzere çıktığını düşünüyor olmalıyız ki çalışırken geçen zamanla bunun dışındaki zamanı birbirinden büsbütün ayrıymış gibi düşünmek bize doğal geliyor. Ya da çalışırken yaşadıklarımızı düşünmeye değmez buluyoruz – nasılsa bu zamanı işverenimize sattık, bizim için bir önemi yok, diyoruz.

Belki de edebi bulmuyoruz bize birbirinin aynı gibi gelen iş saatlerimizi anlatmayı, otomatiğe bağlanmış hissediyoruz. Özellikle beyaz yakalı, orta sınıftan kahramanlar söz konusu olduğunda, üretimlerine değil tüketimlerine odaklanmayı yeğliyoruz. Bu gibi kahramanların ne giydiğini, ne yediğini, nerelerde eğlendiğini, sıkıntılarını dağıtmak için neler yaptıklarını anlatmaya değer buluyoruz, ama bütün bunları yapabilmek için ihtiyaç duydukları parayı nasıl ve ne koşullarda kazandıkları ilgimizi çekmiyor. Evet, benliklerimiz ve zamanımız hayli bölünmüş durumda, ama bu bölünmüş parçalar arasında hâlâ bir ilişki mevcut. Benzer biçimde, orta sınıfın değer yargılarını eleştirmekten uzak durmadığımız halde, bu değer yargılarıyla insanların hayatlarını nasıl kazandıkları arasındaki –doğrusal ya da dolayımlı– bağı, belli ki pek önemsemiyoruz.

2014’te yayınlanan Selçuk Orhan’ın romanı Aranmayan Özellikler bu gibi bağların da görünürlük kazandığı, odağında kahramanın çalışma zamanının da seçildiği bir eser. Hatta, Selçuk Orhan neredeyse şirketin kendisini romanın eksenine almış, bile denebilir. Başka bir deyişle, Aranmayan Özellikler, kahramanlarının yanı sıra, bir şirket, hatta bir kapitalizm anlatısı.

Aranmayan Özellikler’in başkahramanı Faruk, romanın başında bir “arızası ya da zaafı”yla tanıtılır. Başkalarına güvenemiyordur. Ne kariyeri boyunca ne de özel yaşamında “bir insana tam olarak inanmamıştı[r.]” Bu durum, “benliğine yerleşmiş bir parazit, sinir sisteminde bir çatlak, ruhunun felçli kalmış bir yanı” olarak ifade edilir. Faruk’un emrinde çalıştığı Natali için de benzer bir saptama yapılır romanda. “Natali pek uyanık ya da akıllı bir patron değildi; sadece güvensizdi, bu da, hayata biraz şanslı bir noktadan başlamış bir insanın kariyerini geliştirmesinde yeterliydi.” Bu güvensizlik duygusu sadece bir koruma önlemi değildir. Faruk, kendi altında çalışanlara güvensizliğini hissettirerek üzerlerinde bir iktidar da kurar. “Güvensiz davranır, görüşlerini paylaşmaz, bilinçli olarak pek çok şeyi belirsiz bırakırdı. Bu öğrenilmiş bir stratejiden çok iş yaşamının dayattığı bir huydu; insanları yönetmenin belli bir ilkesi yoktu – üç aşağı beş yukarı Tanrı’yı taklit etmek gerekiyordu. Yöneticinin ağzından çıkacak cümle tahmin edilmemeliydi.” Faruk’un, belirsizliği bir strateji olarak kullanmakla birlikte, “hayatı bir belirsizlikler yumağı gibi gör[düğü]” de ifade edilir. Faruk’taki bu belirsizlikler yumağı algısını güçlendirense, pek çok benzerinde olduğu gibi, kendisini ekonomik olarak güvenlikli hissedecek durumda olmamasıdır. Natali’yle şöyle kıyaslanır: “Hemen hemen aynı yükseklikte bir yerdeydiler, ama Faruk uçurumun kenarında yürümek durumundaydı.”

Zamanımızın Bir Danışmanı

Faruk, olayların geçtiği Mobay Oil şirketinin bir çalışanı değildir, dışarıdan danışmanlık vermektedir. Bir süre öncesine kadar çalıştığı büyük bir denetim firmasındaki görevinden ayrılmış ve kendi işini kurmuştur. Bu danışmanlık bahsine Sennett, Karakter Aşınması’nda değinir. Esnekliğe ve akışkanlığa dayalı yeni kapitalizmde, gençlere “organizasyonların ‘içinde değil dışında’ çalışmaları[nın] tavsiye” edildiğini, “uzun süreli bir işe hapsolmak yerine danışmanlık yapmalarının öneri[ldiğini]” belirtir. İşletme dünyasının gurularından birinin şu sözünü aktarır Sennett: “Her tür bilginin daha kısa ömürlü olduğu bir ekonomide belirli bir kuruma sadık kalmak, hapsolmak demektir.” Öte yandan, bu şekilde çalışan danışmanların “ben bu işi yapıyorum, şundan sorumluyum” diyebileceği sabit bir görevleri de yoktur. “Bir danışman,” der Sennett, “ücretini ödeyenlerin keyfine ya da düşüncelerine göre bir oraya bir buraya koşturmak durumunda kalır.” Sennett, kitabında kariyerinin çeşitli merhalelerini anlattığı, danışmanlık yapan bir tanıdığının, “en derin kaygısı[nın], kendi çalışma hayatını, çocuklarına bir etik davranış örneği olarak sunamama[k]” olduğunu belirtir.

Faruk pek çok açıdan Sennett’in anlattıklarına uymaktadır, ama o görevindeki belirsizliği başı sıkıştığında bir kurtuluş olarak da ifade eder. “Ben muhasebeciyim,” der, işinin sadece faturalarla ilgili olduğunu, hesapları dengelemekle görevli olduğunu belirtir. Bu faturaların, bu hesaplarının birilerinin cebinden çıkıp başkalarının cebine giren paralara karşılık geldiğini bilmiyor değildir, ama bu şekilde ifade ettiğinde şirkete bağlılığın da tam olmadığını ima ederek karşılaştığı zorlukları aşmayı dener. Öte yandan, muhasebecilik içine işlemiştir. Boşandığı eşi ve çocuğuyla ilgili konuları düşünürken bile “aklı bir mizan tablosu gibi borçlarla alacakları karşılıklı olarak yığ[ar,]” atacağı adımları hesaplarken bu mizan tablosu hep gözlerinin önündedir.

Daha kariyerinin başlarındayken bir işten zevk almak duygusundan sıyrılması gerektiğini öğrenen Faruk, işler umduğu gibi gitmeyip Mobay Oil’le olan ilişkisi sarsıntıya uğradığında kendisini boşlukta bulur. Böyle bir zamanda şehirde başıboş dolaşmaya çıktığında, “herkes bir işin peşinde koşarken kendisini pinekliyor gibi hisse[der]. (…) Kariyerinin ilk yıllarında izinde olduğu zamanlarda da kapıldığı bu duygu, “çalışan insanların karşısında bir huzursuzluk, hayattan geri kalma telaşı”dır. Sennett’in önemle vurguladığı “işe yaramazlık duygusu”nun bir benzeridir bu. Faruk’un “otuz beşinden sonra” kapıldığı “bu saatten sonra kompleksi” de, Sennett’in belirttiği gibi, yeni kapitalizmde yaşları ilerleyen çalışanların sıklıkla başlarına gelen durumlardandır.

Faruk’a verilen görev, Mobay Oil’de tespit edilen sahte işe alımların arkasındaki kişiyi, Süleyman Kara’yı bulması ve Süleyman’ın şirkete verdiği zararı tespit etmesidir. Süleyman, romanda Faruk’un temsil ettiği dünyanın hem karşısında hem de içerisinde biri olarak çizilir. “Aranan özellikleri” olmayan pek çok insanı şirkette işe alınmış göstermiş, kazandığı paralarla onlara yardım etmiştir. Çeşitli biçimlerde olmuştur yardımları, para vermiş, kendilerinin ya da yakınlarının sağlık sorunlarıyla ilgilenmiştir.

Bu yardımların bazısı bir yönüyle Sennett’in “kişisel anlatı”larla ilgili yazdıklarını hatırlatır. İçlerinden biri, Süleyman için, “Bana kim olduğumu söyledi,” der, bölük pörçük “kişisel anlatısı” Süleyman’ın açıklamalarıyla bir anlam kazanmıştır. Bir başkasına yardımı daha ilginçtir. Annesine aşırı düşkün olan bu adamın annesiyle ilgili hatıralarını satın almıştır Süleyman. Bu mübadele bu kişinin annesiyle arasındaki hastalıklı bağı zayıflatmış ya da normal bir hal almasını sağlamıştır. Buna benzer bir durumla Faruk, bu kişiyle tanışmadan önce rüyasında karşılaşır. Kesilmiş tırnaklarından, kızının kumsaldaki ayak izlerine, serviste uyuklarken geçirdiği zamandan bitirmediği bir kitabın okunmamış sayfalarına kadar her şeyin alınıp satılabildiği bir bakkal dükkânında, “artık gerek duymadığı, aştığı, beğenmediği her şeyi paraya çevirme[ye]” çalışır rüyasında, bunu yapmadığı takdirde “sorumsuz, tembel, boş vermiş insanlardan bir farkı kalmayaca[ğını]” düşünmektedir bir yandan da. Becerikliler dünyasında yer edinmek ya da edinilen yeri muhafaza etmek için kişisel anlatı, bütünlük, bağlılık duygusu gibi eski dünyanın kalıntılarından kişinin kendini kurtarması gerektiğinin nasıl empoze edildiği ve bunun nasıl içselleştirilmiş olduğunun bir ifadesi olarak düşünebiliriz Faruk’un düşüncelerini. Ne var ki, roman boyunca bunların başarı için yeterli olmadığını, iç dünyası bölünmüş kişinin mutlu ve huzurlu olma imkânı kalmadığı da açık biçimde ortaya çıkar.

Süleyman Kara’ya gelince; Mobay Oil’e zarar vermiştir, elde ettiklerini hayır işleri için de kullanmıştır, ama yaptıkları Mobay Oil’in bütçesi ve başkalarının şirketten çalıp çırptıklarının yanında çok da önemli değildir. Onun peşine düşülmesi bir günah keçisi ihtiyacını gidermek ve/veya başkalarını korumak içindir. Faruk, romanın girişinde Süleyman’ın yardım ettiği ya da işe aldığı insanlardan ulaşabildiklerine Mobay Oil’i çalışanlarının bazıları tarafından zarara uğratıldığı için adeta bir kurban ya da mağdurmuş gibi anlatır, buna inanıp inanmadığı meçhuldür, ama romanın sonlarında şunu kavrayacaktır. Şirketin üst yönetimi şirketin ve kendilerinin menfaatleri için herkesi kurban edecek güç ve pervasızlıkta, kolaylıkla Süleyman’ı da, Faruk’u da işine geldiği gibi kullanacak esnekliktedir. Esnek kapitalizmin kazananı, esneme kabiliyetini geliştirmeyi becerebilen çalışanlar değil, bu beceriyi doğası gereği haiz olan kapitalist sistemin kendisidir.

Aranmayan Özellikler, “Süleyman Kara kimdir, nasıl biridir, bunları nasıl yapmıştır? Faruk ona ulaşabilecek mi?” gibi sorulardaki gizemin peşinden ilerleyen sürükleyici hikâyesinin yanı sıra, ayrıntıların şaşırtıcı biçimde birbirini tamamladığı kurgusuyla da dikkat çekiyor. Romandaki ayrıntılar, aynı zamanda günümüz şirketler dünyasında işlerin nasıl yürüdüğü ve kapitalist sistemin çalışanlara (ve çalışma şansı verilmeyenlere) reva gördüğü muameleleri, başarılı (becerikli, normal vs) olmak için insanlara telkin edilen davranış kalıplarının onların karakterlerini ve hayatlarını nasıl aşındırdığını da göz önüne seriyor.

(Istanbul Art News‘ün eki IAN.Edebiyat‘ın Ocak 2015 tarihli 5. sayısında yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap