Tag Archives: CEM UÇAN

Oyunlu Öyküler – Cem Uçan

Cem Uçan’ın Başlangıç Noktasına Geri Dön! adlı kitabı hakkında

Cem Uçan’ın yeni kitabı Başlangıç Noktasına Geri Dön!’de yer alan “Kamuoyuna Duyuru!” başlıklı öyküde Uçan’ın öykü dünyası hakkında kimi ipuçlarını bulmak mümkün. Bu öykü “Edebiyatla Oyun Olmaz” başlıklı bir bildiri olarak kaleme alınmış. Edebiyat yapıtlarının belirli kurallara göre yazılması gerektiğini savunan, “kural tanımayan”, oyunlu-oyuncaklı metinler üreten ‘sözde edebiyatçılara’ karşı kaleme alınmış bir bildiri parodisi bu öykü. Hoş, kitabın bir de önsözü var, ama “Kamuoyuna Duyuru!” Uçan’ın öyküleri hakkında önsözden daha çok şey söylüyor. Kitabın başında yer alan “Önsöz” bildiğimiz önsözlerden değil; kitabın yazarı ya da bir başka yazar tarafından kaleme alınmamış; kitaptaki öykülerden birinin kahramanı yazmış. Uçan’ın okuru oyun oynamaya çağırdığını daha ilk öyküden anlıyoruz böylelikle. Şunun altını çizmek gerekir; bu önsöz peşi sıra okuyacağımız öbür öyküler hakkında bize bir şey söylemiyor. (Önsöz yazarı kitaptaki öyküleri okumadığını baştan itiraf ediyor.) Önsözlerin, kurmaca kitapların girişinde yer alan önsözlerin elbette, genel olarak oyunbozanlık yaptığını düşünebiliriz. Okuru önündeki kitabı nasıl okuması konusunda en hafif deyimle yönlendirmeye çalışan bir eğilim ister istemez önsözlerde kendini gösterir. Uçan’ın kitabının girişindeki “Önsöz” bu anlamda bir karşı-önsöz belki de -ya da oyuna çağrı.

Cem Uçan, yukarıda sözünü ettiğim öyküde edebiyatlaoyunolmazcılıkla inceden dalgasını geçiyor. Bu anlayış günümüzde eskisi kadar etkin değil. Edebi bir anlayıştan çok edebiyatçıların kullanmayı sevdikleri klişelerden biri halini aldı. Daha çok söyleşilerde rastlıyoruz; postmodernizmin ‘sakınca’larından söz ederken bunun edebiyattaki karşılığının da edebiyatın oyuna indirgenmesi olduğu belirtiliyor. Postmodernizme yönelmiş çok sığ bir bakış bu; öte yandan bu gibi görüşleri ileri sürenler, modernist yazarların da edebi metinler kaleme alırken oyun oynamayı sıklıkla yeğlediklerini es geçiyorlar. Daha da ileri gidebiliriz belki de. Bir insanın kelimeler, cümleler aracılığıyla bir dünya kurmaya kalkışması bizatihi bir oyun olarak görülemez mi? Bir çocuğun dört çubuğu çamura saplayıp üzerlerini dallarla örterek ‘ev’ yapmasından çok mu farksızdır bir yazarın dört kelimeyi çatıp bir ‘yaşantı’ kurgulaması. Edebiyat hakkında konuşurken özcülükten uzak durmak gerek. Edebiyat her şeyi içine alabileceği için, gün gelir, sizin olmaz dediğiniz şeyin pekâlâ oluverdiğini görebilirsiniz. “Edebiyatta oyun olmaz” gibi özcü saptamalar yerine yazarın yapıtında oyunun yeri, metindeki oyunun yazara ne gibi imkânlar sunduğu, metnin içerisinde yer alan oyunun nelere göndermesi olduğu gibi konuları tartışmak gerekir.

Cem Uçan edebiyatın imkânlarını genişletmek için oyundan yararlanıyor. Edebiyatın nerede başlayıp nerede bittiğini belirlememiz mümkün değil; günümüzde ‘edebi olanın sınırları’ diye bir şeyden söz etmek abesle iştigal etmek olur, bununla birlikte deneyselci yazarlar o göremediğimiz, bilemediğimiz sınırları biraz daha ileri itmeye çalışırlar. Cem Uçan örneğin bir öyküsünde yazılmamış, zamanını bekleyen öykülerin de edebiyatın içerisinde yer alabilme olasılığı üzerinde duruyor, en azından yazılmama/yazılamama hikâyesiyle.

Uçan’ın oyunun yanı sıra ölüm konusuna da öykülerinde özel bir yer verdiği görülüyor. Ölümden konuştuğunuzda hayattan da söz ediyorsunuzdur; birini öbüründen ayrı ele almak mümkün değildir. Peki, bu ikisinin yanında edebiyatın ve oyunun yerleri nedir, ne olabilir? Öykülerinin en derininde Cem Uçan’ın bu gibi soruların peşinden gittiğini düşünebilir miyiz? Oyunun kendi kuralları içerisinde bir anlamı vardır, peki hayatın? Onun anlamı da oyunda olduğu gibi kendine has kurallarda mı içkin? Bu kurallardan birine mi ölüm diyoruz yoksa? Oyunu oyun olmaktan çıkartmadan kuralları yeniden koymak, belirlemek, değiştirmek, yeni oyunlar kurmak oyuna yeniden başlamak (başlangıç noktasına dönmek) imkânlarımız var mı? Böylelikle yeni anlamlar üretebilir miyiz? Ya da keşfedebilir miyiz?

Cem Uçan yalın bir dille kaleme aldığı öykülerinde okuru şaşırtmayı seviyor. O şaşkınlık anında bocalarken, dünyaya her zaman baktığımız açının bir parça değişebileceğini sezdiriyor. Sonrası bize kalmış.

Notos, Ekim-Kasım 2010

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap