Tag Archives: MÜMTAZ MEHMET TÜTÜNCÜ

Dünyayı Değiştirecek Bir İcadın Romanı – Mümtaz Mehmet Tütüncü

Mümtaz Mehmet Tütüncü’nün romanına verdiğiisim daha baştan nasıl bir kitapla karşılaşacağımız konusunda ipuçları taşıyor. Küheyli Buharlan, ne anlama geldiğini bilmediğimiz, ama okurken bize anında bir şeyler çağrıştıran bir kitap ismi. “Buharlı Küheylan”ın deforme edilmiş hali olduğu aşikâr. Daha baştan bu romanda bir şeyler ters olacağını, ters gideceğini düşünüyor insan ister istemez.

Tarihi bir konusu olması nedeniyle tarihi bir roman, ya da farklı anlatı tarzlarının bir araya getirilmesiyle oluşturulan kurgusu nedeniyle postmodern bir roman olduğu düşünülebilir Küheyli Buharlan’ın. Gerçek tarihe göndermeler yok, dolayısıyla tarihi konularda bu kitaba dayanarak ahkâm kesmek mümkün olmayacak. Öte yandan, kitapta geçen “IV. Fırat devri” ya da Hezarfen Çelebi gibi isimler nedeniyle tarihi romanların bir parodisiyle karşılaşacağımız, ya da Osmanlı tarihinin hicvedildiği bir roman olduğu izlenimi de uyanabiliyor ilk anda. Küheyli Buharlan, bunların hiçbiri değil. Oldukça hoş bir ironisi olmasına karşın, Tütüncü’nün romanını mizah üzerinden gerçekleştirilen bir tarih eleştirisi, ya da metinler arası göndermeler, türlü çeşitli oyunlar aracılığıyla kurgulanmış bir metin olarak değerlendirmek de mümkün değil.

Yazar tarihi bir mizansen içerisinde insanlığın bütün tarihi boyunca sorguladığı ve sorgulayacağı bir konuyu ele alıyor: İnsanın bir şey yapma, bir şey keşfetme azim ve tutkusunun neden ve sonuçları. Buradan yola çıkıp ,“Bütün yapıp ettiklerimizi koşullayan bir ilk neden var mıdır?” sorusuna kadar ulaşan bir dizi soruyla daha karşılaşıyoruz romanda. Tütüncü, romanında özellikle insanın araştırmacı yanının en uç noktası olduğu düşünülen ─bilimkurgu edebiyatın başlıca konularından olan─ yapay zekâyı, kendi başına kararlar alabilen makine-insanın yapılıp yapılamayacağı konusunu sorunsallaştırılıyor. Tarihi romanlardan çok bilimkurgu romanlardan aşina olduğumuz bir konu bu. Küheyli Buharlan’ın ironisi insanın bir şeyler yapma azim ve arzusuna odaklanıyor; özellikle de bulunan/yapılan her yeni şeyle daha derinlerde ve daha uç noktalardaki, daha yeni şeyler bulma/yapma istek ve merakının kamçılanmasına… Romanın başkahramanı Hezarfen Arif Çelebi’nin (ve romanda hikâyeleri anlatılan dönemin başka hezarfenlerinin) bir şeyler icat etme ya da keşfetme arzuları, bu yöndeki eylem ve çabaları en uç noktalara kadar taşınıyor. Bu yanıyla, Küheyli Buharlan neden-sonuç ilişkisine dayanılarak dünyanın bütünüyle anlaşılabileceğine ve öngörülebileceğine ilişkin safiyane yaklaşımla inceden dalgasını geçiyor. Kuşkusuz, bugün kimse Hezarfen Arif Çelebi gibi böylesi safiyane bir yaklaşımla dünyayı kavramaya çalışmıyor. Bütünsel olarak böyle olmakla birlikte, Hezarfen Arif Çelebi’nin düşünme biçiminde en uç noktasına taşınmış olan bu nedenselci yaklaşımın kimi görünümlerinden zihniyetlerimizin büsbütün arınmış olduğunu iddia edemeyiz. Örneğin Hezarfen’in yapay bir yeniçeri (“buharî”) yaparken onun psikolojik süreçlerini de mekanize edişi hayli ironik, ama bu psikolojik süreçlerden birine “savunma mekanizması” adını veren psikoloji biliminin en azından bu terimi yaratırken mekanizmle malul olmadığı söylenebilir mi?

Bu gibi konuları tartışan Hezarfen Arif’in muhakemeleriyle birlikte roman hayli ontolojik noktalara da ulaşıyor. Yapay zekâ ile insan arasındaki farkın nerede olduğu sorusu, yapay olanın neyi yapamadığı için yapay kalacağı, canlı olamayacağı, dolayısıyla “can”ın ne olduğu ya da olmadığı, yapay zekânın (buharîlerin) bir gün o yapamayacağı zannedilen şeyi de yapıp yapamayacağı, es kaza yaparsa neler olacağı ─burada bir kez daha bilimkurgu edebiyatın pek sevdiği android ve/veya sayborg saldırılarını anımsayabiliriz─ gibisinden soruları romanın kurgusu içerisinde tartışıyor Mümtaz Mehmet Tütüncü.

Bir roman için hayli ağır kaçacak sorunsallar bunlar. Tütüncü’nün başarısı bu sorulara yanıt vermeyip bu soruları eğlenceli bir kurgu içerisinde sormakla yetinmesinde. Ele aldığı soru ve sorunsalların ağırlığına karşın eğlenceli bir roman Küheyli Buharlan. Sayfalar ilerledikçe mantığının nasıl işlediğine, ruh haline, heyecanına, tutkusuna, çelişki ve açmazlarına, hayallerine, hayal kırıklıklarına ve bütün bunların yanında handikap ve arızalarına aşina olmaya başladığımız Hezarfen Arif Çelebi bir roman kahramanı olarak somutlaştıkça olayların nereye varacağı sorusunu Çelebi’nin kafasındaki sorularla birlikte sormaya, yanıtlarını merak etmeye başlıyoruz.

Tütüncü’nün Osmanlı döneminin ruhunu, atmosferini hissettiren ayrıntılara gösterdiği özen de dikkat çekici. Kimi zaman hayli uzun konuşmalara yer verilmesine rağmen romanın okunurluğunu koruması da sanırım bu ayrıntılar sayesinde mümkün oluyor. Zamanı ve mekânı hissetmemizi sağlayan bir üslup ve dili var Küheyli Buharlan’ın. Bugünün genç okurlarının arada sırada romanın sonuna eklenen lügatçeye bakma ihtiyacı duyabilirler, ama bu “eski” kelimelerin ne anlama geldiği çoğu zaman cümlelerin içerisinde kaba hatlarıyla seziliyor.

Mümtaz Mehmet Tütüncü, romanı farklı metinleri bir araya getirerek kurgulamış. Bir yandan “roman” akarken, araya ansiklopedik bilgiler, tarih dergilerinden, tarih kitaplarından sayfalar, Hezarfen Arif Çelebi’nin güncesi ile bir tiyatro metninden sahneler giriyor. Bu tiyatro metni içerisinde sözü alan Hezarfen Arif Çelebi’nin anlattığı rüyalarla romanın kimi bölümleri bir yerden sonra birbirine giriyor, Çelebi’nin buharîlerle ilgili tahayyülleri ile rüyaları birbirine karışıyor; giderek metnin anlatıcısı da rüya kişileri olmaya başlıyor. Yukarıda Hezarfen’in mekanik yaklaşımından söz etmiştim, romanda mekaniğin de mekaniği var. Sözün buharîlere geçtiği bölümlerde, bu kez onların gözünden insanlara ve dünyaya bakıyoruz. Tütüncü’nün ayrıntılara özen gösteren anlatı tarzı sayesinde, bu bölümlerde bir yandan buharînin muhakemesi gözlerimizin önüne serilirken, bir yandan da bize hayli doğal gelen kimi süreçlerin ─sevişmek ve savaşmak gibi─ başka bir açıdan bakıldığında nasıl görülüp değerlendirilebileceği konusunda yeni bir bakış ediniyoruz. En azından gerek Hezarfen Arif Çelebi’nin gerekse buharîlerin sordukları soruların yanıtının, aslında tam da onların olası yanıtlarla doldurmaya çalıştıkları boşlukta saklı olduğunu görüyoruz.

Küheyli Buharlan, insanın tahayyül ve tasavvur yeteneğinden yola çıkıp varoluşun anlamı üzerine incelikle düşünülüp kurgulanmış, özenle yazılmış, eğlenceli bir roman.

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap