Tag Archives: REFİK HALİD KARAY

Türkçeye Çeşni Katan Yazar: Refik Halid Karay

Refik Halid Karay’ın kitaplarının yeni edisyonu hakkında

Refik Halid Karay, eskilerin deyişiyle ‘nev’i şahsına münhasır’ bir yazardır. Cumhuriyeti kuran kadroya muhalif olduğu için ülkeden kaçmak zorunda kalmış olmasına rağmen, aradan on beş-yirmi yıl geçtikten sonra hikâyelerinin ilk ve ortaokul ders kitaplarına alındığını belirtmek, onun kendine özgülüğünü göstermek açısından sanırım yeterlidir. Eserleri kadar hayat hikâyesi de ilgi çekici olan Refik Halid’in yeni baskıları yapılan anı kitapları Minelbab İlelmihrab ve Bir Ömür Boyunca, yakın tarihimiz için önemli birer belge olduğu kadar, onun kaleminin gücünü ve üslubundaki tadı hissedebileceğimiz metinlerdir.

Hayat hikâyesi şöyle özetlenebilir: Genç yaşında dönemin önde gelen gazete ve dergilerinde yazmaya başlayan Refik Halid sivri dili ve alaycı üslubuyla daha ilk yazılarında dikkatleri çeker. Sadece okurların değil iktidarın da… Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinin ardından önce Bekirağa Bölüğüne atılmış, sonra da Sinop’a sürgüne gönderilmiştir. Sinop sürgününün ardından devir değişmiş, İttihat ve Terakki hükümetinin yerine kurulan Hürriyet ve İtilaf destekli hükümet döneminde Posta Telgraf Umum Müdürlüğü’ne getirilmiştir. Bu görevden sonra yayımladığı Aydede’de milli mücadeleyi eleştiren yazılar kaleme almıştır.

Erol Üyepazarcı, Refik Halid’in, “İttihatçılara kızgınlığı[nın] onu “Millîci” karşıtlığına it[tiğini], ama bunu bir oyun gibi yap[tığını] ve karşısındakilerin de bunu oyun gibi algılamalarını iste[diğini]” belirtir (Müteferrika, sayı: 2, Bahar 1994). Ne var ki “ince esprilerle süslenmiş de olsa Kuva-yı Milliye aleyhinde olma[k] pek kolay affedilir bir şey” değildir. Özellikle ‘nokta hedef’ yaptığı kişiler aradan on beş yıl geçtikten sonra bile affedilmesine karşı çıkmışlardır. İstanbul işgali sona erdiğinde Ali Kemal’in linç edilmesi üzerine, benzer bir akıbetle karşılaşmamak için Türkiye’den kaçmak zorunda kalmış, Mustafa Kemal’in ölümünden önce yazdığı yazı ve oyunların dikkat çekmesi üzerine affedilip Türkiye’ye dönmüştür. Döndükten sonra siyasetten uzak durmuştur. Eski yazılarını bir araya getirdiği Kirpinin Dedikleri’nin 1940 tarihli üçüncü baskısının başına şöyle bir not düşmek zorunda kalmıştır: “Şimdi onun üçüncü ve sonuncu tabını verirken muharrir, ne bir zaman çarpıştıklarına, ne de taraftar olduklarına karşı ufak bir alâka duyuyor.” Sürgünden sonra siyasetten uzak durmuş ise de, romanlarında siyasal konulara hiç değinmediği düşünülmemeli. Geçenlerde Selim İleri, bir yazısında çok ilginç bir ayrıntıya değindi. Bugünün Saraylısı’nda “yazar[ın] Halkevleri’ne girip çıkanların Hitler selâmları edindiklerini şöyle bir betimle[diğini]” hatırlatan Selim İleri’nin belirttiği gibi, “nice toplumbilimciyi allak bullak edecek nitelikte” bir ayrıntıdır bu (Zaman, 26.07.2009). Dikkatlice okunduğunda romanlarında buna benzer şaşırtıcı pek çok ayrıntı bulmak mümkündür. ‘Gurbette vatan acısı’ Yurda döndükten sonra kaleme aldığı romanlar büyük popülerlik kazanmıştır, ama bu popülerlik nedeniyle olsa gerek, bu romanlar edebiyat dünyasında biraz hor görülmüştür. Oysa bu romanlar, sürükleyici olay örgüsü, okurun merakını cezbedecek mekân ve kişilerle öne çıksa da, dil ve anlatımı, ele aldığı insanlık durumlarıyla, özellikle kadın-erkek ilişkilerini aktarmadaki başarısıyla üzerinde durulması gereken yapıtlardır. Yazdığı yazılar nedeniyle sürgüne gitmek zorunda kalan Refik Halid, yine yazdığı yazılar sayesinde ülkeye dönebilmiştir. Suriye’deyken yazdığı Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının lehindeki yazıları Mustafa Kemal’in dikkatini çekmiştir. Refik Halid, anılarında Falih Rıfkı’dan alıntı yaparak, “gurbette vatan acısı ile yazdığı bir nesir[in] Atatürk’ün pek yüreğine değdi[ğini]” yazıyor.

Aynı biçimde Deli adlı piyesini de Mustafa Kemal çok beğenmiş, “İnkılabımızı hicvetmiyor tebarüz ettiriyor” demiştir. Hikmet Münir Ebcioğlu, Kendi Yazıları ile Refik Halid adlı kitabında sürgündeyken Halep’teki bir matbaaya getirttiği Türkçe harflerle basmaya kalkıştığı, ancak mürettiplerin yeni harflerin acemisi olması üzerine yazı makinesinde yazarak küçük bir matbaada bastırttığı Yezidin Kızı romanının 1 numaralı nüshasını, “Atatürk’e; yürek çarpıntılar ile!..” ithafıyla reisicumhura gönderdiğini belirtiyor. Refik Halid’in Türkiye’ye döndükten sonra 1939’da yayımlanan Çete adlı romanında da, o bölgedeki çetelerin milli mücadeleye katkıları övülür. Kendisiyle yapılan söyleşilerde Refik Halid de, Kuvayı Milliyeye aldığı tavrın, onların İttihad ve Terakki’nin devamı olduğuna inanmasından kaynaklandığını belirtmiştir.

Gerçekten de iflah olmaz bir İttihat ve Terakki muhalifidir Refik Halid. Ondaki bu muhalif yan genç yaşta Sinop’a gönderildiğinde iyice perçinlenmiş olmalı. Refik Halid’le birlikte Sinop’a gönderilenlerden Refii Cevat’ın Menfalar/Menfiler adlı anı kitabında sıklıkla İttihadçılara duyulan öfkeye rastlanır. Refii Cevat, sürgünlerin yılan avından muzaffer biçimde dönerlerken, birbirine girmiş onlarca yılanı İttihat ve Terakki’yle benzetip bir gün “İttihatçıların da böyle perişan edileceğini” söylediklerini nakleder. Aynı yılanlara Gurbet Hikâyeleri’nde yer alan ‘Yerinde Olmıyan Bir Dua’ başlıklı yazıda da rastlarız, ama birbirlerine sarılmış yüzlerce yılanı gören Refik Halid’in aklına İttihatçılar gelmez; bu yılanların “yılanların gizli randevuevinde”, “aşk ile, şevk ile, cezbeye kapılmış” halde dans edip öpüştüklerini düşünür. Bu da şaşırtıcı değildir, çünkü Refik Halid müzmin bir muhalif olmakla birlikte, aynı zamanda bir ‘haz’ yazarıdır. Çoğu zaman esrarengiz güzel bir kadın bulunur romanlarında. Bu güzel kadınlar, kuşkusuz, bir yanıyla Refik Halid’in güzel kadınlara olan ilgisinin bir sonucudur ölümünden bir yıl önce yapılan bir söyleşi de, “Ben güzel yemek ve güzel kadın meraklısıyım” demiştir; öte yandan bu kadınlar romanlara sürükleyicilik kazandıran karakterlerdir. Daha da önemlisi, romandaki erkek kahramanın psikolojisini de onlara yönelik ilgi ve tutkuları üzerinde kavrarız. Refik Halid’in hayat hikâyesi, deneyimleri ve mizacı romanlarına yansımıştır. Anılarıyla yazı ve romanlarını birlikte okumak yazarı da, yapıtlarını da daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin anılarının bir yerinde ‘anahtar ve süngü’den oluşan hayali bir amblemin “bozuk nizamlı bir dünyanın markası” olduğunu savunur. Anahtar adlı romanında evli bir çiftin arası ve erkek kahramanın psikolojisi eşinin çantasında bulduğu ve hangi kapıya ait olduğunu bilmediği anahtar nedeniyle bozulur. Konusu itibariyle ‘popüler ve hafif’ bir roman izlenimi uyandıran Anahtarsürükleyici olay örgüsü, erkek kahramanın psikolojisindeki değişimi başarıyla verişi ve toplumdaki bozulmaların başladığı yeri görmemize olanak sağlayan kurgusuyla başarılı bir romandır.

Yahya Kemal, Refik Halid’i “Türkçeye yeni bir çeşni vermiş” bir yazar olarak nitelendirir, gerçekten de gerek romanları gerekse denemeleri Türkçenin en yetkin ve en leziz örneklerinin başında gelir. Ne var ki bu yapıtlar yakın zamana kadar dilleri sadeleştirilerek yayınlanıyordu. Bu husus hayli eleştirilmişti, son olarak Ali Birinci, bu yapıtların dilini sadeleştirmenin “Sürgün yazarını edebiyatın hudutları dışına sür[mek]” anlamına geleceğini belirtmişti (Müteferrika, sayı: 32, 2007/2). Neyse ki İnkılap Yayınları’nın Refik Halid’in kitaplarının yeni edisyonunda bu uygulamadan vazgeçilmiş ve günümüz kuşaklarının anlamakta zorlanacakları sözcüklerin karşılıkları dipnotlarda verilmiş. Muhalifliği hakkındaki kendi görüşü Refik Halid’in eleştiri ve alaylarından kimse kurtulamamıştır kendisi bile… Ay Peşinde’deki, ‘Metampsikoz’ başlıklı yazısında, “ruhun bir vücutten diğerine intikali”nin doğru olması halinde ruhunun takip edeceği seyahati anlatır. “Hiç şüphe yok ki benim ruhum bütün müddeti mevcudiyetince çetin, muârız ve muhalif bir ruh olmuştu. Her devirde mücadele ve muârazayı huzur ve refaha tercih etmiş, yaşadığı devrin nüfuzlularile, bir fikirde ve bir mecliste olacağına muhalif kalarak binbir azap, binbir bela görmüştü” dedikten sonra tarih boyunca nerede ne yapmış olabileceğinin parodisini kaleme alır.

Radikal Kitap, 30 Ekim 2009

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yazar