Tag Archives: ROBERT SILVERBERG

“Yaşarken Çürüyoruz, Ölürken Yaşıyoruz” – Robert Silverberg

Robert Silverberg’in İçeriden Ölmek adlı romanı hakkında

Bilimkurgu türündeki romanların, hikâyelerin fütürolojik kitaplar olduğu, bilimkurgu yazarının da dünyanın olası gelecekleri konusundaki tahminlerini anlatmayı amaçladığı sanılır. Oysa ister günümüzden yüzlerce yıl sonra, isterse binlerce yıl önce geçsin, hatta uzayın tamamen başka bir köşesinde, insandan farklı ırkların, türlerin hikâyelerini anlatsın, bilimkurgu edebiyatın iyi örnekleri, bugünü ya da zamanlar ötesi bir olgu olarak varoluşu ele aldığı için bizimle ilgilidir. 1969’da Gecekanatları ile bilimkurgu alanındaki önemli ödüllerden Hugo Ödülünü, 1970’de ve 1975’te bu alandaki prestijli bir başka ödülü, Nebula Ödülünü kazanan Robert Silverberg’in İçeriden Ölmek adlı romanı gelecekte ya da geçmişte değil, kaleme alındığı yıllarda, yazarın yaşadığı ülkede, ABD’de geçiyor. Uzaylılar da gelmiyor romanda; bütün gezegeni altüst edecek olağanüstü olaylar da yaşanmıyor. Romanda anlatıcı-kahraman David Selig’in başkalarının zihinlerini okuyan bir telepat olması dışında olağanüstü başka bir şey yok.

Silverberg, gerek İçeriden Ölmek’in arka fonundaki toplumsal-siyasal ortamı, gerekse Selig’in o güne kadarki hayatını, ilişkilerini gerçekçi bir kurgu içerisinde anlatıyor. Kuşkusuz, geri dönüşlerle tanık olduğumuz bir telepatın, bu sırrını çok az kişiyle paylaşmış, ucube olarak görülmek korkusuyla öbür insanlardan bir parça ötede durmak zorunda kalmış birinin hayatı. Selig’in hikâyesi, farklılıkları nedeniyle toplumun genelinden ayrılan insanların başlarına gelen nahoş durumlar hakkında gerçekçi bir anlatı olarak da değerlendirilebilir. Selig’in dış dünyaya ve başkalarına dair gözlemleri ile toplumsal yapı ve topluma hâkim olan zihniyetler konusundaki çıkarımlarından oluşan resim de oldukça gerçekçi.

Gerçeklik algımıza aykırı durumları anlatırken bile bizim bunu yadırgamamamızı sağlamasını bekleriz edebi yapıtlardan. Metnin gerçekliği içerisinde her şey mümkün görünebilir bize, çünkü olanı biteni içinde yaşadığımız evrenin kurallarıyla değil, bu kurmaca evrenin kurallarıyla değerlendiririz. Bu belirttiğim husus bilimkurgu yapıtlar için de geçerli. Bilimkurgu metinlerde de olguların bağlı olduğu, metnin bütünlüğü içerisinde kurgulanmış/tasarlanmış kurallar vardır. Olguların kurmaca evrenin kurallarıyla uyum içerisinde olup olmaması önemlidir. İçeriden Ölmek bu kaygının gözetildiği kitaplardan; gücünü de bundan alıyor. Roman boyunca öğrendiğimiz ya da tanık olduğumuz farklı telepatik deneyimlerin anlatımının, bu anlamda oldukça ‘gerçekçi’ olduğu söylenebilir. (Bir an için bir kişinin başkalarının zihninin içini okuyabileceğini kabul ettikten sonra tabii ki.)

TELEPAT OLMANIN FARKLI HALLERİ

Silverberg, romanını telepat olmanın farklı görünümlerini ve olası hallerini düşünerek kurgulamış. Karşılaştığı ya da belirli bir mesafedeki insanların zihinlerinden geçenleri okuyabilen Selig’in telepatik deneyimlerinin hepsi aynı değil; bu farklı deneyimlerin nasıl yaşandığı, telepatinin hangi durumlarda Selig’in işlerini kolaylaştırırken hangi durumlarda başına bela açtığı çarpıcı ayrıntılarla anlatılıyor.

Her ne kadar Selig arada sırada kendisinden ve yeteneğinden söz ederken “Süpermen” diyorsa da, telepat olduğu için başına gelenlerin hepsini alt edemiyor; başkalarının zihnini okumak bütün kapıları açamadığı gibi bazen ciddi sorunlara da neden oluyor. Uyuşturucu kullanan sevgilisinin zihnini okumaya kalkıştığında, halüsinasyon görmekte olan bu zihnin akışına kapılıp tribe girmesi; kendisi gibi zihin okuyabilen bir başkasıyla karşılıklı olarak zihin okuma çabaları ya da zihnini okuyamadığı birine ulaşabilmek için onun zihnini okuyabilen bir başkasının zihnini kullanması, ama bu durumda öğrendiklerinin doğruluğundan emin olamayıp üçüncü kişinin kendisini manipüle edip etmediğini bilememesi gibi durumlar bu deneyimlere örnek verilebilir.

Yine de romanın temel sorunsalı insanın telepatik yeteneği olmasının nasıl bir şey olacağı değil. İçeriden Ölmek, adından da anlaşılacağı üzere böyle bir yetenekle kırklı yaşlarına gelmiş birinin bu yeteneğini yitirmeye başladığını fark etmesinin hikâyesi. Bu nedenle, olağanüstü bir durumu anlatırken insan olmanın temel ve olağan sorunlarından birine, yaşlanmaya odaklandığını söyleyebiliriz Silverberg’in romanının. Selig bu yetenek kaybı nedeniyle içine kapandıkça hayatını, geçmişini düşünmeye başlamıştır. Roman boyunca biz de -birer telepat gibi- onun zihnini okuruz. Korkularını, tutkularını, zayıflıklarını tanırız.

Selig, bize ilk bakışta harika görünecek bu yeteneği yüzünden başkalarının hayatları gibi bir hayat kuramamıştır. Günümüz dünyasında kulaklarımızı sadece başkalarının değil, bazen kendi iç sesimize bile kapatmamamız halinde normal bir hayat sürdüremeyeceğimiz açık. Duyarlı ve entelektüel bir gençken Selig’in girdiği iki ciddi duygusal ilişki de bu yeteneği nedeniyle yürümemiştir. Hayali bir mektubunda şöyle açıklar durumu: “İkisinde de zihnimdeki güç her şeyi mahvetti, birinde ona çok yaklaştığım, birinde yeterince yaklaşmadığım için.”

Bu yeteneğini yitirmeye başladığını fark ettikten sonra panik duymaya başlar. Bildiği tek iletişim biçimi budur. Yeteneğini tamamen yitirdiğinde ne yapacağını bilemez. Öte yandan yeteneğinin başına açtığı işleri düşününce umutlanır. Yukarıda söz ettiğim mektup şöyle devam eder: “Güç benden uzaklaştığına, öldüğüne göre aramızda sıradan insanların hep yaşadığı türden sıradan bir ilişki olabilir artık belki de. Çünkü ben sıradan olacağım.”

ENTROPİ VE EVRENİN MUAZZAM ÇAĞRISI

İçeriden Ölmek’te termodinamiğin ikinci yasasına atıfta bulunur Selig – kapalı bir sistemdeki düzensizliğe yönelik eğilime. Selig’e göre ikili ilişkileri ve hatta insanın kendisini birer kapalı sistem olarak aldığımızda, düzensizlik, çürüme eğilimi kaçınılmazdır. Ölüm de böyle bir şeydir, yeteneklerin azalması da. Yeteneğini yitirmeyi ölüme benzetir ve tam da yitirirken yeteneğinin gerçek anlamını ilk kez kavrar. Birlik duygusuna kapılır. “Evrenin muazzam çağrısı”nın kendisine doğru aktığının farkına varır. Bütün zihinlerle bir olabilmeyi ancak yeteneğini yitirirken deneyimler. Fark ettiği şudur belki de: Telepati yeteneği de, kapalı bir sistem içerisinde bozulmaya eğilimli olacaktır. Kapıldığı birlik duygusu kapalı sistemin çözülmesidir aynı zamanda.

Yeteneğiyle birlikte ölmektedir, ama bir yandan da zihin okuma yeteneği olmayan yeni bir Selig olarak doğuyordur. Roman boyunca sürekli olarak yaşarken çürüdüğümüzün altını çizen Selig, yaşadıklarının ışığında şunu da fark eder; ölürken yaşıyoruzdur.

Silverberg, Selig ile klasik bilimkurgu roman kahramanlarından çok, varoluş sorunlarını işleyen edebi yapıtların kahramanlarını andıran bir karakter yaratmış. Üstün yeteneğini büyük işlerde kullanmıyor, aklından bile geçirmiyor; naif bir yanı var Selig’in. Gençliğinde daha güzel bir dünya için dünya liderlerine, başkan Eisenhower’a, Papa’ya, Rockefeller’a ve benzerlerine mektuplar yazmış örneğin. Onun bu naif yanının 1960’ların ruhuyla da bir yakınlığı var. Yaşı ilerledikçe ve tanık olduğu toplumsal olayların ışığında dünyanın bozulduğunu (kapalı bir sistem olarak termodinamiğin ikinci yasasına uyduğunu) görüyor. Başkan Kennedy’nin öldürülmesi, Vietnam Savaşı gibi olayların ardından gençliğinde kaleme aldığı bu mektupları şöyle tanımlıyor: “Açık bir şekilde nihai termodinamik kıyamete doğru baş aşağı yuvarlanan bir evrende düzeni yeniden kurmaya yönelik sıkıntılı, beyhude girişimler.”

Selig’in anlattıkları ‘68 kuşağının yaşadığı değişimin de bir ifadesi. Üzerinde çok durmadan değindiği ayrıntılar sayesinde bir zamanlar sevdiği kadının ya da okuduğu okulun 1968-1975 arasında yaşadığı değişime tanık oluruz. Değişen insanlar ya da okullar değildir sadece; dünyayı saran ruh, dünyayı sarsan rüzgâr değişmiştir. Selig’in olağanüstü yeteneğini yitirmesi, belki de dünyanın artık daha az büyülü bir yer haline gelmesinin hikâyesidir. Öte yandan Selig’in kendisindeki değişimi ağırbaşlılıkla kabullenmesi, bu değişimi mutlak olarak kabul ettiği anlamına gelmez. Bugün değişmekte olanları gördükçe, yarın bunların ya da başka şeylerin de değişebileceğini sezer; kabullenişindeki huzur bundandır.

(Taraf Kitap‘ın 14 Ekim 2011 tarihli 9. sayısında yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kitap